içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

LİKYA'NIN BİNLERCE YILDIR YAŞAYAN KADİM KENTLERİ

"Beni bulamazsan üzülme, eşyalarımı bulacaksın. Kestiğim taşları, açtığım yolları, işlediğim heykelleri bulacaksın. Ve göreceksin ki binlerce yıl öteden, parmak izlerimiz değecek birbirine.." 3000 yıl önce yazılmış bir Likya şiirinden...

LİKYA'NIN BİNLERCE YILDIR YAŞAYAN KADİM KENTLERİ
Haberi Sesli Dinle

Datça Havadis: Esmeri Alev Ekebaş / Fotoğraflar: Metin Tüzün

Evet, binlerce yıl sonra kadim Anadolu topraklarının Teke yarımadasında hüküm sürmüş Likya’lıların geriye bıraktığı kentlerine, heykellerine, depremlere rağmen ayakta kalmış yollarına, müzelerin misafiri olmuş eşyalarına, velhasıl adeta ruhlarını verdikleri taşlara dokunduğumuzda, 3000 yıl öteden hala parmak izlerimiz birbirine değiyor.

Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış Anadolu toprakları Likya’lıları da bağrına basmış, verimli topraklarından onlara da zeytinlerini, üzümlerini sunmuştu. Bu cömertlik karşısında Likya’lılar, 3000 yıldır ayakta kalmış şehirlerini, kültürlerini, mimari eserlerini bıraktılar geriye.

Bu başlığımızda, daha önce Likya Yolu üzerine röportaj yaptığımız Sn. Metin Tüzün ile Likya Uygarlığı’nın antik kentleri ve günümüz arkeoloji turizmi hakkında sohbet edeceğiz.

 

Esmeri Alev EKEBAŞ: Tekrar merhaba Metin Bey. Bize ve okuyucularımıza kendinizden bahseder misiniz?

Metin TÜZÜN: Merhaba Alev Hanım. Sizinle bir kez daha bir araya gelmekten oldukça memnunum. Sizin de duyarlılık gösterdiğiniz bu tür kültürel konularda sizinle sohbet etmekten büyük mutluluk duyuyorum.

1976 yılı Ankara doğumluyum. Güzel Sanatlar Resim, Kültürel Miras ve Turizm ve Fotoğrafçılık bölümleri mezunuyum. Ülkemizin somut tarihi kültürel mirası ve bu mirasın çevresinde oluşan yürüyüş parkurları, milli parklar üzerinde parkur çalışmaları yapmaktayım. Ülkemizin Outdoor turizminin gelişmesi ve korunması için de çalışmalar yürütmekte, bu alanda turizm kuruluşları ve firmalarına danışmanlık vermekteyim.

 

Esmeri Alev EKEBAŞ: Bugün sizinle üzerinde çalışmalar yürüttüğünüz Likya Uygarlığı ve Likya Uygarlığı’ndan geriye kalan antik kentlerden konuşacağız. Antik kentler hakkında konuşmadan önce, bize, Likya’lılardan ve uygarlıklarından kısaca bahseder misiniz?

Metin TÜZÜN: Bugün Antalya ve Muğla sınırlarını da barındıran Teke yarımadası üzerinde hüküm sürmüş ve bu uygarlık hakkında en eski bilgilerin Mısır ve Hititler’e ait tarihi kaynaklarda geçen halkın ve uygarlığın adıdır Likya’lılar. Bu kaynaklarda, “Lukka” ve “Luka” isimli halklardan bahsedilir. Hitit dilinde Likya’nın adı Lukka’dır. Tarihteki ilk yazılı anlaşma olarak bilinen Mısırlılar ve Hititler arasında imzalanan Kadeş Anlaşması’nda da bu halkın adı geçmektedir. Özgürlük ve bağımsızlıklarına son derece bağlı bir halk olarak bilinen Likya’lıların coğrafyası, Roma İmparatorluğu’na eyalet olarak katılan son Anadolu toprakları olarak bilinmektedir.

Esmeri Alev EKEBAŞ: Ülkemizin, bilhassa Anadolu’nun arkeoloji zenginliği ve turizmi hakkında ne düşünüyorsunuz? Likya Uygarlığının bu zenginlikteki yeri nedir?

Metin TÜZÜN: Alev Hanım, ben bir arkeolog değilim fakat kültürel miras ve turizm okumuş ve bu alanda sahada toz yutan biri olarak şunu söyleyebilirim ki; ülkemiz, arkeolojik alan ve mirası bakımından dünyada sayılı ülkeler arasındadır. Anadolu’nun her bir bölgesindeki eserler ve kentler hakkında günlerce konuşabiliriz. Likya bölgesi, bugün batı Akdeniz bölgesi için büyük arkeolojik

değerdir. Dünyanın dört bir yanından Likya antik kentlerinin bunca yıldır ziyaret ediliyor olması en büyük ölçü olsa gerek.

 

Esmeri Alev EKEBAŞ: Sizin “Likya Yolu Rehberi” adlı kitabınızda bahsettiğiniz doğa yürüyüş parkurları da bu antik şehirlerden geçiyor sanırım. Biraz bu parkurlardan ve bu yolun antik şehirlerle olan ilişkisinden bahseder misiniz?

Metin TÜZÜN: Evet doğru. Likya Yolu, esasen, uzun bir parkur doğa yürüyüşü rotasıdır. Ve adını, Likya Uygarlığı’nın hüküm sürdüğü coğrafyadan almaktadır. Yaklaşık 535 km. uzunluğundaki bu yol, Likya Uygarlığı’na ait kıyı kentlerini birbirine bağlamıştır. Esasen bu patika yollar; antik dönemden, Osmanlı dönemine, o dönemden de Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar ticaret ve ulaşım amacıyla kullanılmıştır. Günümüzde bu yollar, doğa turizmi ve doğa sporları için kullanılmaya devam etmektedir.

Esmeri Alev EKEBAŞ: Bölgenin en önemli antik kentleri hangileridir? Likya Yolu hangi antik kentlere bağlanmaktadır?

Metin TÜZÜN: Alev Hanım, öncelikle Likya döneminde dini merkez olarak işlev görmüş Letoon ve Likya’ya başkentlik yapmış Ksanthos’u ilk sıraya koymak gerek. Çünkü bu iki kent, bu özelliklerinin yanı sıra, Unesco kültür miras listesine de alınmıştır. Fakat Myra’dan Olimpos antik kentine, Andriake’den Tlos’a birçok tarihi kent bu listeye girecek kadar değerlidir. Ve şu bilinmelidir ki sadece Likya bölgesinde değil, Türkiye’nin birçok bölgesindeki antik döneme ait ören yerlerinde henüz arkeolojik çalışma yapılmadığı için birçok tarihi kent toprak altında uyumaktadır. Likya Uygarlığı’na ait yaklaşık 45 dolaylarında kent tespit edilmiştir. Likya Yolu isimli kültür ve doğa yürüyüşü yolu üzerinde, irili ufaklı sadece 19 kent, ören yeri bulunmaktadır.

 

Esmeri Alev EKEBAŞ: Likya Uygarlığı’na başkentlik yapmış Ksantos’tan bahsettiniz. Bu şehrin halkının, bir işgal sonrasında işgal kuvvetlerine teslim olmamak için topluca intihar ettiklerini okumuştum. Bu çok etkileyici gelmişti bana. Bu konu bir gerçek mi yoksa mitolojik bir hikaye mi?

Metin TÜZÜN: Bu konuyla ilgili Heredot’un anlattıkları ve Ksantos’ta bulunan yazıt şiir dışında çok fazla bir bilgi olduğu söylenemez. (Arkeolog ve Dil Uzmanı Azra ERHAT’ın çevirdiği bu şiiri röportajın sonunda okuyabilirsiniz.) Şehir, iki kez işgal edilir. İlki MÖ. 546'da Persli Harpagos'un işgalidir. İkincisinde, MÖ. 42 yılında büyük bir Roma ordusuyla Brütüs şehri kuşatır. Yenileceklerini anlayan Likyalılar yine toplu intihara girişirler.

Tarihçi Herodot’un anlattıklarına göre; “Pers ordusu, başlarında komutanları Harpagos olduğu halde Ksanthos Ovası'na indiği zaman, Ksanthos’lular, bitmez tükenmez kuvvetlere karşı az sayıda güçleri ile dövüştüler ve yiğitlikte nam saldılar ama yenildiler. Kadınlarını, çocuklarını, hazinelerini, kölelerini kaleye doldurdular. Alttan ve yandan ateşe verdiler. Öyle ki, yangın kaleyi yerle bir etti. Bundan sonra, birbirlerine korkunç yeminlerle bağlanarak düşmana saldırdılar. Tek kişi kalıncaya kadar, savaşarak öldüler. Bu ateşten, yalnızca başka yerlerde bulunan Ksanthos’lular kurtulabildiler. Onlar, şehri baştan kurdular."

Bir asır kadar sonra bir yangında Ksanthos tamamen yanmıştır. Kent tekrar yeniden kurulmuş, tüm olumsuzluklara rağmen Ksantos, uzun süre önemli bir merkez olarak tarihte varlığını sürdürmeyi başarmıştır.

 

Esmeri Alev EKEBAŞ: Daha önceki ropörtajımızda “Anadolu’nun Kayıp Gözyaşları” adlı bir kitap çalışmanızdan bahsetmiştiniz. Sanırım bu kitap çalışması da tarihi eserler ve tarihi kentler ile ilgiliydi. Kitabınızda bu röportajımızın da konusu olan Likya Uygarlığı ile ilgili bir bölüm var mı? Çalışma ne aşamadadır? Biraz bahseder misiniz?

Metin TÜZÜN: Teşekkür ederim. Bu konuyu açmanız yerinde oldu. Sohbetimizin başında da anlattığım gibi, kadim Anadolu toprakları üzerinde o kadar çok uygarlık hüküm sürmüş ve bizlere o

kadar çok miras bırakmışlar ki… Ülkemiz, arkeoloji zenginliği bakımından dünyada sayılı ülkelerin başında gelmektedir. Günümüzde bu duyarlılık ve farkındalık artmış olsa da geçmişte bu mirası koruma konusunda ne yazık ki yeterli bilince ve hassasiyete sahip olamadık. Bugün, yüzlerce parça eser, yapılarımız, Avrupa müzelerinin vitrinlerini süslüyor. Kimi yasal, kimi ise yasadışı yollarla, müzayedelerde ve müzelerde el değiştirmektedir. İşte bu kanayan yaramızın izlerini sürmek üzere bu kitap çalışmasına başlamıştık. Fakat Alev Hanım, bu konuda o kadar çok eser, doküman ve görsel var ki. Bu belge, görsel ve dokümanların izlerini sürmek, fotoğraflamak, hikayesini anlatmak, tahminimizden de öte bir çalışma ve zaman gerektiriyor. Sadece Likya bölgesinde 200’ün üzerinde bu konuda başlık var diyebilirim. Zamanı geldiğinde inşallah bu çalışmamızda fırından çıkmış olacak.

Esmeri Alev EKEBAŞ: Kitabınız için şimdiden başarılar diliyorum. Biliyorsunuz, ülkemizde 2020 yılı Patara Yılı ilan edildi. Patara’nın dünya ve Likya bölgesi açısından önemi nedir?

Metin TÜZÜN: Doğru. 2020 yılı, turizm açısından ülkemizde Patara yılı ilan edildi. Kültür ve Turizm Bakanlığı, ülkemizin değerlerine dikkat çekmek, tanıtmak amacıyla her yıl bir kültürel somut değerimizi öne çıkarıyor. 2020 yılında da Patara seçildi. Bence, çok da güzel ve isabetli oldu. Çünkü Patara antik kenti, sadece bir kent değildir. Tarihteki ilk demokrat meclisi olan "Likya Birliği Meclis Binası” Patara’da bulunmaktadır. Ayrıca Patara, "Noel Baba" olarak bilinen St. Nikolaos'un’ da doğduğu ve büyüdüğü yerdir. Roma İmparatoru Neron'un yaptırdığı, dünya üzerinde kendi orijinal malzemesiyle ayağa kaldırılacak olan tek deniz fenerine de ev sahipliği yapmaktadır. Oldukça geniş bir alan üzerine kurulu olan kent, Likya Yolu üzerinde bulunmaktadır. Son yapılan restorasyon çalışmalarıyla, mutlaka ziyaret edilmesi gereken ören yerlerindendir.

Esmeri Alev EKEBAŞ: Siz, uzun yıllardır Likya Yolu’nda çalışmalar ve etkinlikler yapıyorsunuz. Sizin tarihi gravürleri arşivlediğinizi ve gravürlerin çizildiği noktalardan, antik kentlerde fotoğraf çekimleri yaptığınızı biliyorum. Bu süreçten ve çalışmalardan biraz bahseder misiniz?

Metin TÜZÜN: Bu benim için de çok anlamlı bir soru oldu. Teşekkür ederim. Aslında bu soru, benim hazırlık safhası içinde olduğum iki kitap çalışmasını da içine alan bir konu. 17. yüzyıldan bugüne, özellikle Avrupalı birçok seyyah, arkeolog ve maceraperest, bu topraklarda keşif seyahatleri yapmışlardır. Bu seyahatlerde, rotaları ve ilgileri daima bu antik kentler üzerinde olmuştur. Aslında ana gayeleri; Anadolu’nun, onların deyimiyle Küçük Asya’nın arkeolojik envanterini çıkartmanın yanı sıra, toplumun sosyolojik yapısı hakkında da bilgi toplamaktı. O dönemlerde bu gezginler, seyahatleri boyunca birçok gravür çizim yapmışlardır. Bu gravürlerin birçoğu antik kent konuluydu. Bu seyyahlar, seyahatlerinin dönüşlerinde bu çizimleri gezi notlarıyla beraber yayınlamışlardır. Bizler de bu gravürlerden yola çıkarak, aynı perspektiflerden yüzlerce fotoğraf çekimi yaptık. Bu karşılaştırmalı çalışma sayesinde, zaman içinde bu şehirlerin değişim süreçlerini inceledik. Antik kentlerin bu süreçte kaybolan parçalarının tespiti için de bizim için bir ölçü olmuş oldu. Bu çalışmalar bittiğinde bir kitap çalışması olarak yayınlamayı düşünüyoruz.

Esmeri Alev EKEBAŞ: Şimdiden değerli bir çalışma olacağı aşikâr. Peki, üzerinde çalışma yaptığınız antik kentlerle ilgili gravür çalışmalarınız sadece Likya bölgesini mi içeriyor yoksa tüm Anadolu’yu da kapsıyor mu?

Metin TÜZÜN: Her ne kadar bu çalışmaların ve projenin çıkış noktası Likya bölgesi olsa da bu çalışmayı tüm Türkiye üzerinde yapıyoruz. Örneğin Alev Hanım, sizin de yaşadığınız Datça bölgesinde “Knidos Aslanı” konusuna ayrı bir başlık açtık. 6 tonluk Knidos Aslanı’nın Knidos antik kentinden alınıp İngiltere’ye götürülmesi başlı başına bir kitap olur. Tarihi eserin vinçlerle yerinden sökülme ve çıkarılma gravürleri de yayınlanmıştır.

Esmeri Alev EKEBAŞ: Likya bölgesinde inceleme yaptığınız antik kentlerden sizde en çok ilgi uyandıranlar hangileridir?

Metin TÜZÜN: Şüphesiz her ayrı kentin bir özelliği, bir albenisi var. Fakat Likya bölgesinde Myra ve Ksanthos kentleri, hem hikayeleriyle hem de görsel mimarileriyle ayrı bir ihtişam barındırıyor. Myra’nın ise dağ yamacına işlenmiş kaya mezarları beni ayrıca etkilemiştir. Ksanthos’un, işgallere karşı onurlu direnişi, mimari olarak o dönemde şehrin altyapısına döşenmiş, halen ayakta duran gelişmiş su şebekesi görülmeye değer özelliklerdendir.

Esmeri Alev EKEBAŞ: Metin Bey, yine çok yararlı bir sohbet ve röportaj oldu. Peki, bu konuya ilgi duyan okuyucular size nasıl ulaşabilirler.? Fotoğraflarınızı kullanma izni veriyor musunuz?

Metin TÜZÜN: Likya yolu hakkında bilgi almak, blog yazılarımızı okumak isteyen okuyucular, www.likyayolurehberi.com adresinden bu bilgilere ulaşabilirler. Sosyal medyada ise “likya yolu rehberi” ismi ile hesap ve grup sayfalarımıza ulaşabilirler. Fotoğraflarımı kullanma izni veriyorum.

Esmeri Alev EKEBAŞ: Zaman ayırdığınız için çok çok teşekkür ederiz. Çalışmalarınızda ve etkinliklerinizde kolaylıklar, başarılar diliyorum.

Metin TÜZÜN: Ben de çok teşekkür ederim, bana bu fırsatı bir kez daha verdiğiniz için. Ben de sizin nezdinizde, bu başarılı derginin bizlere ulaşmasında emeği geçen herkese teşekkür eder, başarılar dilerim. Sohbetimizi yine muhteşem bir Likya şiiri ile sonlandırmanın yerinde olacağını düşünüyorum;

“Evlerimizi Mezar Yaptık

Mezarlarımızı Ev

Yıkıldı Evlerimiz

Yağmalandı Mezarlarımız

Dağların Doruğuna Çıktık

Toprağın Altına Girdik

Suların Altında Kaldık

Gelip Buldular Bizi

Yakıp Yıktılar

Yağmaladılar Bizi

Biz Ki Analarımızın

Kadınlarımızın

Ve Ölülerimizin Uğruna

Biz Ki Onurumuz

Ve Özgürlüğümüzün Uğruna

Toplu Ölümleri Yeğleyen

Bu Toprağın İnsanları

Bir Ateş Bıraktık Geride

Hiç Sönmeyen Ve Sönmeyecek Olan"

Ksanthos’lu Likya’lıların kendilerini yakarak gerçekleştirdikleri toplu intiharlarından sonra, kalan Likya’lılarca yazılmış bir Likya şiiri.

 

Tarih: 14-08-2021

FACEBOOK YORUM
Yorum