içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

12 Eylül Anıları

Yakın siyasi tarihimizin dönüm noktalarından 12 Eylül 1980 darbesiyle ilgili çok sayıda kitap, makale yazıldı, filmi çekildi, belgeseli çekildi ve o günleri yaşayan ve yaşatanların anıları paylaşıldı. Darbecilerin güçleri sona erince de yargıya taşındı. Kuşku yok ki, o dönemi yaşayanların, yazılmamış daha pek çok anısı vardır; bende yaşadıklarımdan bazılarını paylaşmak isterim.

Türkiye, 1980 darbesi öncesinde adeta karmaşanın içerisine sürüklenmişti. İnsanlar sol-sağ; Alevi-Sünni diye ayrıştırılmıştı. Faili bulunmayan cinayetler işleniyor, kahvehaneler taranıyor ve insanlar öldürülüyordu. Kısacası kimsenin canı güvencede değildi. Sabah evinden çıkanın akşam döneceği bile belirsizdi. Siyasetçiler bu duruma çare bulamıyor, birbirleriyle çekişmekten öteye gidemiyorlardı. Cumhurbaşkanı bile seçilememişti…

Böyle bir günün sabahında Kenan Evren’in başında olduğu bir darbenin yapıldığı öğrenildi ve o anda çatışmalar, cinayetler bıçakla kesilmişçesine sona erdi. Sözcüğün tam anlamıyla Türkiye huzura kavuşmuştu!..

O günlerdeki kaosun planını kimler hazırlamış, o kargaşayı kimler çıkarmış darbenin gelmesine kimler önayak olmuşlardı?   

Aradan kırk yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen bu sorunun yanıtı net olarak açıklığa kavuşmadı. Kim bilir belki de birileri açıklanmasını istemiyordu…

O kargaşa günlerinde çalıştığım yere bir polis memuru gelmiş ve bana ele geçirilen listede 190. sırada ismimin olduğu söylemişti. Milliyetçi bir gazetede siyasetten uzak kültür ve sanat yazıları yazıyordum. Peki, ne yapabilirim diye sorduğumda; yalnız dolaşma, geceleri dışarıda kalma, kalabalıktan kaçın cevabını almıştım. Denileni yaptım aksi bir olayla karşılaşmadım.

Darbeden birkaç gün öncesi küçük oğlumu sünnet ettirmiş ve 12 Eylül’de arkadaşlara, aile bireylerine bir ikram hazırlamıştık. Ne var ki oğlumun sünnet daveti sokağa çıkma yasağına takılınca o davet de hayal olmuştu.  

12 Eylül darbesini yapanların sert tutumu yurdu sarmış, kimsenin sesi soluğu çıkmıyordu. Bundan en ağır darbeyi de sol kesim almıştı. Çoğu yazar gözaltına alınmış, işkence görmüş veya hapsedilmişti. Soldan ve sağdan tutuklanmalar, idamlar yapılırken taraflar pek fark edilmiyordu. Bir o taraftan bir bu taraftan… Diyarbakır ve Mamak cezaevlerinin isimleri sıkça geçiyordu. Basın da baskıdan payına düşeni almış, belirli doğrultuda yazılar yazılıyordu. Siyasi partiler kapatılmış, liderleri Zincirbozan’a gönderilmişti. Sonraki yıllarda siyasi parti liderlerinin gözaltına alınmaları sinema filmlerine konu olmuştu.

Türkiye huzura kavuşmuş gibi görünüyordu. Baskılar biraz hafifleyince cumhurbaşkanı seçimi yapıldı ve yanılmıyorsam %98 halkın oyuyla Kenan Evren Cumhurbaşkanı seçilmişti. Solun olmadığı sağın ağırlık kazandığı hükümet kuruldu. Ekonomi, sosyal yaşam biraz olsun rahatlamış görünüyordu. Oysa o günlerde neler olmuş, neler yaşanmıştı; dış ülkelerin payı var mıydı; bugün bile onlar tam olarak bilinmiyor...

Kenan Evren kurtarıcı olarak görülmüştü. Hemen her yerde kahvehanelerde bile Kenen Evren’ın resimleri çerçeveletip duvarlara asılmıştı. Kuşku yok ki, o resimleri hazırlayanlar büyük paralar kazanmış olmalıydı. 80’ler isimli televizyon dizisinde o günlerde yaşananlar gözler önüne serilmiş ve hicvedilmiştir.

Aradan yıllar geçti; demokrasi rayına oturmaya başlamıştı ama Kenan Evren yine en güçlü lider konumundaydı. Kuşku yok ki, yıllar sonra hayatta kalan diğer kuvvet komutanlarıyla yargıya düşeceği aklına bile gelmemişti...

O güçlü Kenan Evren ile bir gün karşılaşacağımı düşünemezdim bile… Nitekim aklımın ucundan dahi geçmeyen olay bir gün gerçekleşti. Cumhurbaşkanıyken Kenan Evren ile 20 dakika geçirdim. O sırada Ayasofya Müzesi müdürüydüm ve Türkiye’ye gelen birçok yabancı cumhurbaşkanı, kral, başbakan gibi dönemin ünlü devlet adamlarını karşılıyordum. Yabancı bir misafirin Ayasofya’yı ziyareti sonrasında Cumhurbaşkanlığında üst düzey bir görevliye; “Cumhurbaşkanı birçok kurumu ziyaret ediyor, Ayasofya’yı şereflendirmedi” gibisinden bir söz söylemiştim. Aradan 20-25 gün geçti Çankaya Köşkünden telefonla şu gün Kenan Evren Ayasofya’ya gelecek ve orada kalacağı süre 20 dakika dediler. Ayasofya’nın çözemediğim elektrikçi, kurşuncu kadrosu alabilmek gibi bazı sorunlarım vardı.  Çözüm geldi, onları ve müzenin diğer sorunlarını hallederim diye sevinmiştim. Kenan Evren söylenen gün ve saatte geldi. Kendisini karşıladıktan sonra Ayasofya’nın içerisine götürerek sorunlarımı yerinde göstermek istedim. O da bana, Harp Akademisinde yarbayken Ayasofya’yı görmüştüm. Senin makamın nerede diye sordu.  Müdür odası hemen girişte ayrı tek katlı 1940 yıllarında yapılmış taş bir yapıydı. Kendilerine müzenin idari bölümlerine kalorifer döşetiyoruz, müdür odasında da boya badana işleri için iskele kuruldu dedim. Olsun göreyim dedi. Çaresiz inşaat halindeki odaya girdik orada yapılanları izledi, bir takım sorular sordu ve programda verilen süre bitmişti. Gidiyorum dedi ve gitti. Ben çözülmesini istediğim sorunları dile bile getirememiştim. Kısacası bir zamanların anlı şanlı komutanı karşısında hüsrana uğramıştım…

 

Bu yazı 355 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum