içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Bir dostun ardından yazmak ne kadar zor...

Bana, yazı yaşamımda en çok zorlandığın konu nedir diye sormuş olsanız; hiç düşünmeden bir dostun ardından yazmak derim. Gerçekten de elli yıla yaklaşan basında, bilimde emeği geçmiş, sevdiğim, memlekete hizmet etmiş, kendime örnek aldığım kişilerin ardından çok yazı yazdım ve hepsinde de çok zorlandım. Bu kez yine öyle oldu;  Datça Havadis Gazetesi sahibi ve yazarı Aydın Erdoğan’ın beklemediğimiz ölümü çoğu dostu ve meslektaşı gibi beni de etkiledi. Ne yazayım; sohbetinden, anlattığı anılarından hangisini sizlerle paylaşayım diye epey düşündüm ve bir sonuca varamadım.

Gerçekten hangi birini sizlerle paylaşayım?

Aydın Erdoğan’ı Datça’ya yerleştiğim on yıl öncesi tanımıştım. Benden gazetesinde yazmamı istediğinde hiç düşünmeden kabul etmiştim. Oysa en tanınmış gazetelerde, dergilerde yazmıştım; bir gün yerel bir gazetede yazacağım aklımın ucundan bile geçmemişti. Özür dileyerek bir itirafta bulunmak isterim; ulusal gazetelerde yazanlar yerel gazetelerde yazanlara biraz yukarıdan bakarlar. Meğer hiçte öyle değilmiş; yerel gazetelerde yazmak hem güzel hem de onur vericiymiş. Bunu Datça Havadis’in sıcak ortamında, anladım ve öğrendim…

Aydın Erdoğan’ın sıcak yaklaşımı, kültürü, bilgisi. Mülkiyeli oluşu beni etkilemişti.

Datça Mülkiyeliler Birliği bir bakıma ilçenin kültür merkezi konumundaydı. Birçok eski bürokrat, gazeteci ve şehrin önde gelenleri orada toplanırdı.  Doyumsuz sohbetler yapılırdı.

 Mülkiyeliler Birliğinin bulunduğu iş hanı bir kültür yuvası gibiydi. Siyasi partilerden bazılarının ilçe teşkilatları aynı binadaydı.  O iş hanının sahibi ölünce varisleri o iş hanın eskilerin deyişiyle yerle yeksan ettiler.  Kültür, sanat ve siyaset ortamının bulunduğu Datça Mülkiyeliler Birliği de ortada kalmıştı. Aydın Erdoğan belli etmemişti ama o da bu yıkıma çok üzülmüştü. Ne yazık ki, ülkemizin birçok yerinde olduğu gibi çıkar hiçbir şey tanımıyor, önüne geleni betonlaştırıyor.

Aydın Erdoğan hakkında yazmak istediğim o kadar çok anı var kı; Hangi birinde söz etmeliyim. Onu en iyi tanıyanlardan gazetemizin editörü Celal Ersoy’a sözü bırakmak sanırım en doğrusu olacak:

 

“ Aydın ağabeyle, 2009 yılında Datça’da tanıştık. Gazete DADYA isimli bir gazete çıkartmaya karar vermişler ve eleman arıyorlardı. İlk sözüm, bakın ben 60 yaşındayım, yarın  öbür gün problem olacaksa şimdiden konuşalım dedim. Verdiği cevap kısa ve netti. Ben 73 yaşındayım. Olmuştu. Ne demek istediğini anladım ve DADYA gazetesini hiç aksatmadan Gazeteci Mehmet Çil'in katkılarıyla da haftada 2 gün 1000 er adet basarak dağıtımını yaptık.

Aydın Erdoğan, ismi gibi Aydın, hafızası yaşına göre çok parlak yaşadığı olayları son nefesine kadar kaleme alarak yayınlamamızı sağlamıştır.

 

Yaşına rağmen korkusuz Gazeteciydi. Kalemi bilgilendirici, o denli de sertti. Biraz sivri dilliydi ama seveni çoktu.

Birçok tehdit ve yaygaraya karşı hep dimdik durdu. Yazdığı haberlerden rahatsız olanlar, Zaman zaman büroyu basmak gafletinde bulundular. O yılmadı bildiği gerçekleri yazmaya devam etti.

Onu en çok üzen bir olay vardı. 11 yıldır bitmeyen basit bir dava! Davadan çok adaletin, hukukun çok yavaş işlemesinden yakınırdı.

Hayatı, yaşadıkları bir kaç cilt kitap olacak kadar dolu dolu yaşayan ve her anını hatırlayan, birçok kaymakam ve belediye Başkanına verdiği bilgiler ile yol gösterici olan bir insanı kaybetmenin üzüntüsü içindeyim.”

Aydın ağabey seni çok arayacağız. Mekânın cennet olsun, ışıklar içinde uyu.”

 

Aydın  Erdoğan’ın bayrağa sarılı tabutunu sevenleri taşıdı. Bir mülkiyeliyi, bir gazeteciyi; daha doğrusu bir çınarı toprağa verdik. Üzüntümüz gerçekten büyük ama elden ne gelir.

 

Onun eseri olan Datça Havadis, bundan böyle ailesinin ve hiçbir maddi çıkar beklemeyen yazarlarının yardımıyla yayınını sürdürecek ve Aydın Erdoğan ismi yaşatılacaktır. Nurlar içerisinde uyu sevgili Aydın…

 

 

Bu yazı 575 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum