içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Çetin Altan’lı günler

Gün olur, insan yaşlanınca bazen geçmişe dalıp gider, yaşamı, o günlerde neler olup bittiği bir film şeridi gibi gözlerinin önünden akıp gider…

Günümüzde bazılarının o dönemi kitaplardan okuduklarını, bazılarının da her şeyden habersiz olduklarını görünce bizim kuşağın yaşadıklarını düşünüyorum. Meğer küçük yaşlardan itibaren neler görüp, nelere şahit olmuşuz. Örneğin çocukluğumu, dünyayı ilk tanıdığım II. Dünya Savaşının acılı, sıkıntılı günlerini, demokrasiye geçme mücadelelerini, iyi ve kötü yönleriyle ortaya çıkan siyasetçileri, yersiz ideoloji kavgalarını düşünürüm. Demokrat Partinin 1950’de iktidara gelmesi, Kıbrıs, 6-7 Eylül olayları, Demokrat Parti’nin çöküşü, 1960 ihtilâli derken kendimi üniversite öğrencisi olduğum dönemi düşünürken buldum.

Üniversitede derslerimizin dışında sürekli okumaya, bir şeyler öğrenmeye çalışırken, karşıt ve aynı görüşlü arkadaşlarla birbirimizin kalbini kırmadan siyaseti, daha doğrusu gündemi tartışıyorduk. İçeride ve dışarıda yaşanan siyasi olayları izlerken kendimizce bir ideolojiyi seçiyor ve üzerinde odaklanmaya çalışıyorduk. Çoğumuzun yere göğe sığdıramadığı, etkisinde kaldığımız yazarlar vardı. O günlerde milliyetçiliği benimsemiş olmama rağmen benim idolüm sol görüşleri dile getirmeye çalışan Çetin Altan olmuştu.

Çetin Altan’ın yazdığı Akşam Gazetesini alır, öncelikle onun TAŞ başlığı altındaki sütununu okur, kendimizce sol ideolojinin ne olduğu konusunda aydınlanmaya çalışırdık.  O yıllarda çeşitli kitapları yayınlanıyor, İstanbul Şehir Tiyatrosu ile Ankara Devlet Tiyatrosunda Çemberler (1964), Mor Defter (1965), Suçlular (1965),  Dilekçe (1966), Tahterevalli (1966) gibi oyunları sahneleniyordu. İstanbul Şehir Tiyatrolarındaki oyunlarının hemen hepsini izlemiştim. İlk kitabı olan Üçüncü Mermi’den (1946) başlayarak, gazete yazılarını topladığı Taş (1964), Sömürgeciler Savaşı (1965), Atatürk’ün Sosyal Görüşleri (1965), Bir Uçtan Bir Uca (1965), Onlar Uyanırken (1967), Geçip Giderken (1968) isimli kitaplarını satır satır okumuştuk. Derken üniversite bitmiş, yaşam mücadelesine girmiştik. Ne var ki, onun yeni çıkan kitaplarını ve gazete yazılarını okumaktan geri kalmıyorduk. Anlaşılan öğrencilik yıllarında bizleri görüşleriyle etkilemişti. Büyük Gürültü isimli romanı 1973’de Orhan Kemal Roman Ödülünü kazanmıştı. Köşe yazılarından oluşturduğu Kopuk Kopuk (1970), Ben Milletvekili İken (1971), Al İşte İstanbul (1970), o günlerdeki toplumun siyasi ve cinsel yaşamını eleştiren “Bir Avuç Gökyüzü” 1974 yılında bizim kuşakta olduğu gibi toplumda da epey ses getirmişti. Ardından Viski (1975),  Kahrolsun Komünizmin Diye Diye (1976), Bir Yumak İnsan (1978)  sonraki yıllarda okuduğum kitaplarıydı.

Çetin Altan Galatasaray Lisesi ve Ankara Hukuk Fakültesinde öğrenimini tamamlamış, gazeteciliğe daha öğrenciyken Ulus’ta başlamış, ardından Halkçı (1951),  Tan, Yeni Gazete (1956-1957),  Milliyet (1960-1965),  Akşam (1965-1971), Yeni Ortam (1975) ve Politika (1979)  daha sonra Güneş, Çarşaf, Sabah ve Hürriyet’te yazmıştır.

Basın davalarının peş peşe geldiği günlerde hapse girmemek için 1965 seçimlerinde Türkiye İşçi Partisinden milletvekili olmuş (1965-1969), 12 Mart 1971’den sonra gazeteciliği bir süre bırakarak kitaplarının üzerine eğilmiştir. Bir Yumak İnsan ile 1978 Türk Dil kurumlu Ödülünü, ölümünden kısa bir süre önce, Kültür ve Sanat Ödülü 2009’da kendisine verilmiştir.

Yukarıda da değindiğim gibi Çetin Altan beni etkileyen yazarlardan biri olmuştu. Öyle ki 1977-1978 yıllarında yazdığım Ankara Tanin Gazetesindeki köşemin başlığı “Taşlama” idi. Üniversiteyi bitirdiğim yıl yapılan seçimlerde ilk oyumu kardeşimle birlikte Türkiye İşçi Partisine vermiştim. Basına ilk girdiğim yıllardaki Tercüman, Bizim Anadolu ve Hergün’den Sonra yazdığım Cumhuriyet ve Günaydın’da hiçbir zaman siyasi yazı yazmamış olmama rağmen büyük bir ikilem yaşamıştım. Çetin Altan’ın yazdıkları ile benim yaşadıklarım arasında büyük uçurumlar olduğunu görmüştüm. Sonraki yıllarda olayları, yaşananları görünce bu sorunun yanıtını vermiştim. (İzin verirseniz o da bende kalsın.)

Çetin Altan ile bir ortamda yollarımız kesişmişti. Birlikte edebiyat ve siyaset olmak üzere kitap fuarlarında uzun sohbetlerimiz olmuştu. Bir gün kendisine yazılarında solu anlatırken, üniversite yıllarında bizleri de etkiledikten sonra neden Osmanlı tarihinin üzerinde pek durulmayan konularına ve liberalizmi seçtiğini sorduğumda, verdiği yanıt pek çok soruyu açıklıyordu; “Gözaltına alındığım gün benim sırtımdan saldırma çıkardılar” demiş ve birlikte gülmüştük.

Acı ama gerçek... Bir zamanlar soldan yana olup da sağa yönelenlere anlaşılan kızmamak lazım. Maddiyat, baskı ve korku insanın görüşlerini değiştiriyormuş…

 

Bu yazı 878 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum