içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Cumhuriyetimize layık olabildik mi?

Cumhuriyetin ilanından bu yana tam 98 yıl geçmiş; bir yüzyıla ulaşmak için yalnızca iki yılı kalmış. Bu süreçte cumhuriyet tarihini, felsefesini, ana ilkelerini toplum ne kadarı özümsedi?

Cumhuriyetin hangi koşullar altında ilan edildiğini, çağdaş kültüre ulaşabilmek için ne badireler atlatıldığını, laikliğin ne anlama geldiğini, emperyalizme nasıl karşı konulduğunu toplumun ne kadarı biliyor?

Cumhuriyete sayıları az da olsa karşı çıkan, onu baltalamak isteyen, doğruları öğrenmekten kaçınan,  Osmanlıyı savunanların azınlık olduğu ülkede yüz yıla yakın süre boşuna mı yaşandı?

Bir yüzyıla yaklaşan cumhuriyetin bence asıl sonun bu soruların yanıtlarında aranmalıdır.

Osmanlının Abdülhamit‘ten çok önce başlayan çöküşünün nedenlerini,  Sevr’i, Mondros’u, Lozan’ı.  Milli Mücadele’nin ne olduğunu tam olarak öğrenebildik mi?

Bu konuda daha pek çok soruyu sıralayabiliriz. Bence şimdilik bu kadarı yeter de artar bile…

Devrini kapamış, çökmüş, emperyalizmin paylaştığı bir imparatorluğun küllerinden yepyeni bir cumhuriyet doğarken ezilen, sömürülen birçok ülkeye de örnek olmuştu.

Türkiye’nin dönüm noktası Çanakkale Savaşı olmuştur. XVII Yüzyılın başlarından itibaren Osmanlının kazandığı tek zafer Atatürk’ün önderliğindeki Çanakkale zaferidir. O savaşta kendini gösteren Atatürk aynı zamanda cumhuriyetin ilk adımını orada atarken geleceğini de şekillendirmişti.

Cumhuriyet kolay kurulmamıştır; içeride ve dışarıda ihanetlerle isyanlarla, yabancıların emrindeki sultanla, din adına bildirileri Yunan uçaklarıyla Anadolu’ya atan Dürrizade gibi sözde dincilerle uğraşmıştır. Anadolu’nun işgalinde Milli Mücadele’nin başarısız kalması için uğraşan vatan hainleriyle, İstanbul’un Peyam, Alemdar gibi satılık basınıyla mücadele hiçte kolay olmamıştır.

Kısacası 29 Ekim 1923’de Cumhuriyet kolay ilan edilmemiştir.

Kurtuluş Savaşı sürerken; “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyen Atatürk, uzun yıllar toplumdan kopuk yaşamış saltanatı, tekkeleri, zaviyeleri, medrese eğitimini ve İslam hukuku gibi çağa ayak uymayan, toplumu gerileten, sömüren kurumları kaldırmış, din ve devlet işlerini birbirinden ayırmıştı. Yeni bir eğitim ve kültür seferberliği başlatılırken hukuk, insan hakları öne çıkarılmıştı.

Cumhuriyet mucizesi böyle başlamıştı.

Cumhuriyetle birlikte bilime önem verildi. Yeni harflerin kabulüyle okuma yazma kolaylaştırıldı, Millet Mektepleri, Halk evleri, önce Köy Eğitmen okulları, ardından  Köy Enstitüleri açılırken onu üniversite reformu izledi, ekonomi millileştirildi, Osmanlının borçlarının 1940’lı yıllara kadar  ödenmesinin yanı sıra  ülkenin birçok yerinde fabrikalar kurulurken onları yapanlara tarım ürünleriyle borçlar ödendi. Madenler çıkarılıp işletilirken 4000 km. demiryollarıyla ulaşım sağlandı. Köylüye tarım için araç gereç ve tohumlar verildi ve hepsinden öte memleketi sömüren kapitülasyonlar kaldırıldı. Hastalıktan kırılan halkın sağlığını kavuşması için hastaneler açıldı ve Hıfzısıhha Enstiüsünde aşı ve serum üretimine geçildi. Onları ilim ve İzmir İktisat Kongresiyle ekonomideki girişimler izledi.

Gericiliğin, hurafelerin yerini akıl ve bilim aldı.

29 Ekim 1923 Pazartesi günü saat 18.00 de TBMM bulunan 158 milletvekilinin tamamı cumhuriyete olumlu oy verdi ve “YAŞASIN CUMHURİYET” sözleri TBMM’den sonra sokaklarda yankılandı. 101 pare top atışı ile cumhuriyet ilanı tüm yurda duyuruldu.

Yüzyıla yakın bir süre sonra cumhuriyeti gerçekten kutlarken ortaya çıkan, onu baltalamak isteyen, çatlak seslere kulak vermeyelim. Tüm içtenliğimizle cumhuriyetimizi kutlayalım.

Yaşasın cumhuriyet, iyi ki vardın Atatürk diyelim.

Bu yazı 883 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum