içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Ekonomist olmak kolay değil!

Bazılarının dediği gibi ben ekonomist değilim, ekonomiden de hiç anlamam Üniversitede de konum olmadığından bu yönde ders de almadım.  Bu konuda bilgim olmadığından şimdiye kadar  yazı da yazmadım.  Medyadan ve bazı kitaplardan ne öğrendimse hepsi o kadar…

Ekonomimizin zor durumda olduğu, kırılma noktasına geldiği söyleniyor. Bazıları uçurumun kenarında olduğumuzu söylüyor; aşağıya yuvarlanıp yuvarlanmadığımızı da bilemiyorum. Yalnız bildiğim; TL’nin değer kaybettiği, dövizin her an yükselişe geçtiğidir. Ekonomistler buna ne isim verir onu da bilemiyorum.

Bildiğim kadarıyla dışa bağlı bir ekonomimiz var; bir zamanlar memleketimizde yetişen ürünleri artık diğer ülkelerden alıyoruz. Böyle olunca da marketlerdeki fiyatlar ya yükseliyor, ya da gramları azaltılarak durum kurtarılmaya çalışılıyor.

Bazı marketlerde birden fazla gıda maddesinin alımına yasak getirildiği söyleniyor. Örneğin Tarım Gıda Kooperatiflerinde başta yağ, şeker, un olmak üzere bazı maddelerin alımı sınırlanmış...   Toplum olarak garip insanlarız. Anlaşılan ekonomiye bir çözüm getirilmediği sürece bu kışın zor geçeceği anlaşılıyor. Belki de bazı gıda maddelerinin alınması için marketler önünde kuyruklar oluşabilir.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında ekmek başta olmak üzere bazı gıda maddelerine karne uygulanmıştı. Türkiye’nin savaşa girip girmeyeceği belirsiz olduğu o zor ve sıkıntılı günler İsmet İnönü’nün basiretli dış politikasıyla atlatılmıştı. Savaş sonrası hazırlıksız olduğumuz demokrasiye adım attığımızda bazı politikacılar o günlerdeki ortamı hesaba katmadan karneyi politik malzeme yapmışlardı. Yeri geldiğinde hep yapıldığını görüyoruz. Onun ardından Bülent Ecevit’in başbakanlığı döneminde siyasi rakipleri hükümeti düşürmek için bazı maddelerin piyasada satışını engellemişler ve kuyruklar ortaya çıkmıştı. Bülent Ecevit hükümeti düşürülünce de bir anda her şey bollaşmıştı.

Dış güçler mi, yoksa iç güçler miydi; bilemeyiz.

Kısa bir süre önce Pandemi sürecinde sokağa çıkma yasakları getirildiği günlerde de insanlar marketlerin önünde birbirlerini ezercesine ne bulularsa almışlardı. Marketlerin rafları kısa sürede boşalmıştı.

Böyle kritik günlerde bizim insanlarımız ihtiyacı olsun veya olmasın evlerinde stok yapmaya meraklıdır. Kısacası başkasına neden saygı göstermezler, ihtiyacı dışında neden fazla gıda maddesi alırlar anlayabilmek gerçekten zor.

Bu konuda yıllar öncesine ait bir anımı yeri gelmişken sizlerle paylaşmak isterim. II. Dünya Savaşı sürerken rahmetli dayım Fahrettin Ergüvenç burslu olarak Almanya’ya yüksek tahsilini yapmak üzere gönderilmişti. O zorlu savaş günlerinde bile Türk hükümeti geleceğe dönük olarak yurt dışına öğrenci gönderiyordu. Gidenlerin hepsi de dönüşlerinde memleket için son derece faydalı görevlerde bulunmuşlardı. Almanya’da savaş sırasında herkesin günlük birer yumurta hakkı varmış. Bizimkiler uyanık ya; dükkânları dolaşıp her birinden birer yumurta almışlar, akşam pansiyoncu kadına topladıkları yumurtaları vererek bize bol bir omlet yap demişler. Alman pansiyoncu kadın bir yumurtalara bir de bizimkilere bakmış.

-Bu yumurtalar Alman halkının hakkı. Sizin hakkınız ancak bir tane. Şimdi götürüp bunları aldığınız yere verin akşama hakkınız olan yumurtayı yiyeceksiniz.

Bizimkiler utanmışlar ve çaresiz söyleneni yapmışlar.

Kısacası toplum bilincine sahip olmak kolay değil.

Kıssadan hisse; yaşanmış bir olay…

Bu yazı 773 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum