içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Uzaya yolculuk!..

Bir süre öncesi yakında uzaya gideceğimiz söylenmiş olsaydı; sanırım çoğumuz güler geçerdi. Son günlerdeki konuşmalardan ve basında yer alan haberlerden öğrendiğimize göre uzaya gidebilmemiz yakında gerçekleşecekmiş…

Sevindim hem de ne sevinme!.. Düşünebiliyor musunuz? Aya bayrağımız dikilecek…

Ne kadar gururlansak azdır.

Anlaşılan birçok sorunun üstesinden gelmişiz ki sırada uzaya gitmemiz varmış…

Bir başka sorun da; uzaya gidecek araca ve astronota ne isim verileceği… Siyasilerimizden birisi Cacabey olsun demiş…

Ne alaka; Cacabay Anadolu Selçukluları hükümdarı Keyhüsrev’in ünlü denizcisi…

Biraz tarih karıştırmış olsalar Caca Bey’in yerine Osmanlı Tarihinde gökyüzü ile ilgilenen bilim adamlarının isimleri verilebilir.

Basından öğrendiğim kadarıyla Amerikan Uzay ve Havacılık Ajansı (NASA) aya astronot göndermenin maliyetinin 35 milyar dolar olduğunu açıklamış. Ayrıca ay yüzeyine insanlı araçlarla inmek için gerekli sistemleri geliştirmek de ayrı bir bütçe istermiş…

Türkiye’de Uzay Ajansı ise 2013’de kurulmuş; cehaletime verin benim ve benim gibilerin bundan haberi yok… Kuşku yok ki bu yönde birtakım çalışmalar yapılmış olmalı...

Dünya sanayine milli bir marka koyamadıksa da aya gitmenin şanı şöhreti bizim olur. Belki de dünya basını “Çılgın Türkler uzaya gidiyor” diye bizlere imrenirler.

Tarihe biraz meraklı olanlar bilirler; geçmişte Müslüman bilim adamları El Fergani, El Safi, El Buruni, El Cezleri, Takuyiddin Mirim Çelebi gibi âlimler uzayla yakından ilgilenmişlerdi.

Sultan IV. Murad döneminde Hezarfen Ahmed Çelebi yaptığı kanatlarla Galata Kulesi’nden Üsküdar’a kadar uçmayı başarmıştı. Lagari Hasan Çelebi de ilkel bir roket kullanmıştı.

Osmanlı döneminde uçmayı başaran bu iki kişi padişahın ihsanına nail olmuş, ancak ulemanın “başımıza dert olur” sözleri üzerine sonları hiç de iyi gelmemiş, Lagari Hasan Çelebi Cezayir’e sürülmüş, Hezarfen Ahmed Çelebi de aynı kaderi paylaşmıştı.

Kısacası uzaya çıkmanın öncüleri olan bu iki bilim adamının geçmişteki girişimleri sonuçsuz kalmıştı.

Osmanlı gökyüzü ile ilgilenmeye XV. Yüzyılda başlamış, Yavuz Sultan Selim Bağdat ve Şam’ı ele geçirdiğinde oradaki astronomları İstanbul’a getirmişti. Semerkant rasathanesini kuran Uluğ Bey’in öğrencisi Ali kuşçu da bu konuda çalışmalarda bulunmuştu. Sultan III. Murad devrinde Takiyüddin isimli bir başka bilim adamı da “Der-ü Rabad-ül Cedid” ismiyle Tophane sırtlarında ilk rasathaneyi kurmuş, bu konuda yirmiye yakın eser yazmıştı. Ancak onun gökyüzü çalışmaları devrin ulemasını rahatsız etmiş, rasathanenin uğursuzluk getirdiğinden şikâyet etmişlerdir. O yıllarda İstanbul’da baş gösteren veba salgınının bu uğursuzluktan kaynaklandığını ileri sürmüşlerdi. Bazı bağnazlar da “bunlar dürbünle gökyüzündeki meleklerin bacaklarını seyrediyor” demişlerdi.

Osmanlıda bağnazlığı, yobazlığı başlatan, medreselerde fen bilimlerini bir yana iten  Kadızade Ahmet Şemseddin Efendi Sultan III. Murad’a başvurarak; “Yıldızları gözlemenin felaket getireceğine, göklerin sırlarını örten perdeyi kaldırmanın uğursuz bir haddini bilmezlik olduğunu”  söyleyerek rasathanenin sonunu getirmişlerdir. Padişahın emriyle Kılıç Ali Paşa rasathaneyi topa tutarak ortadan kaldırmıştır.

Günümüze geldiğimizde; kendisini âlim sanan bir takım kişilerin ortaya çıkarak Müslümanlık dışı abuk sabuk yorumlar yaptığını görüyoruz. Uzay çalışmaları başlayacak olursa yine onların ortaya çıkarak; geçmişte olduğu gibi bu olayı baltalayıp baltalamayacağını kim bilebilir?

O zaman bizlerin de hevesi kursağında kalır…

 

 

Bu yazı 2074 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum