içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

DENGİNE DENK GELMEK

 

Aradığını bulmak, bulduğunu aradığın sanmak!

Tabii bu kişinin hayatına alacağı, dokunacağı diğer insanlarla ilgili olan bir konu!

Dokunacağınız kişi, ister kapı komşunuz, ister iş arkadaşınız, isterse de akraba olup, mecburi ilişkilerinizi geliştireceğiniz yeni kişiler olsun...

Kişinin kendi ayarındaki kişilere denk gelmesi çok önemli!

Konuştuğunda anlayacağınız, anlatınca algılanacağınız insanlara denk geldiğinizde, yarı yarıya zaman kazanmış oluyorsunuz. Derler ya 'Leb demeden, leblebiyi anlamak!’ diye! İşte o durum...

Hayatın her alanında doğru kişilere denk gelinmesi, kişinin; zekâ, eğitim, kültür, yaş, cinsiyet, fiziksel durum, karakter yapısı, mesleksel, ekonomik, yaşanılan toplumun düzeyi gibi durumlarıyla ilgili de olsa mutlaka bir karşılık bulmasını gerektirir.

Düzey, toplumdaki statü, beklenti, ihtiyaç, istek, fiziki durum ve kişilik yapısı gibi edinilmiş ya da kazanılmış özellikler, benzer konumdaki birine rastlanmadığında, gerekli değeri de bulmamış oluyor. Durum aynen, horozun bulduğu bir inci tanesini, bir mısır tanesiyle değiştirmesine benziyor. Daha kaba bir tabirle, değeri fark edecek düzeydeki insanlarla karşılaşılmadıysa kıymet bilmeyen kişiler için söylenen, 'Hoşaftan ne anlar, suyunu içer, tanesi kalır!’ durumları yaşatılıyor.

Birbirine benzemeyen kişiler yan yana geldiğinde, 'Davul bile dengi dengine çalmalı!' denir ya!

İletişimde yaşanılan en büyük sorunlar da işte bu dengine denk gelememekten kaynaklı sorunlar oluyor... Canlar yanıyor, canlar yok ediliyor!

İki insanın anlaşabilmesi için örneğin, bin konudan, beş yüzünde benzeşmek de yetmiyor. Oranı yüzde ellilerin çok çok üzerine çıkarmadıkça her türlü ilişkinin de geriye sayması kaçınılmaz oluyor. Yani ilişkiler, sınıfta kalıyor...

Çevrede yaşanan türlü türlü ilişkiye şöyle bir bakıldığında, imrenilen, takdir edilen, bravo dedirten, güven uyandıran, samimiyet içeren, uyum taşıyan, fark yaratan vb kaç ilişkinin bir örneği görülür?

Aile, iş, sosyal hayat, ev ve özel yaşamdaki her türlü ilişki, en geniş bir şekilde yaşanıyor, kişilerin, vurdumduymazlığı, sevgisizliği, seviyesizliği, samimiyetsizliği, sahteliği, sahnenin arkasında, hemen kendini gösteriyor. Herkes oynayabildiğini oynuyor... Ulu orta şekilde tribüne oynanırken, kapalı kapıların ardında, kimsenin görmediği zannedilen alanlarda, ilişkilerin gerçek ve asıl yüzü, ortaya çıkmış oluyor...

Böyle göstermelik ilişkiler yaşayan kişilerin toplumlarında seyredilen filmler, diziler, programlar da kendilerine uygun olunca ve sayılarının çokluğu nedeniyle zirve yapıyor...

Sanattan, felsefeden, düşünce ve yorumdan uzak, nerede entrika, kavga, çatışma, cinayet, şiddet, üstünlük taslama, magazin ve sınıfsal farklılık iletişimsizlikleri varsa izlenme rekorları kırıyor. Ayrıca gücü, gücü yetene yaşanan bu ilişkilerdeki kaba sabalığın da bir haddi hesabı yok!

Yalan yanlış, derinliği olmayan, tarih kisvesi altında, kaş, göz, dudak, sakal, bıyık, boy, pos gösterisi ortalığı kaplıyor. Niye, neden, nasıllar sorgulanmıyor... Her ilişkinin yüzeysel, anlamsız ve gereksiz atraksiyonları, en çok da çocukları benmerkezci yapıp, ‘Gemisini kurtaran kaptan!’ öğesini beyinlerine kazıtıyor...

Herkes her konuda, ilk önce kendini düşünüyor, kendi çıkarına değilse kılını dahi kıpırdatmıyor, çıkarsız; bir adım dahi atmıyor! Hiç kimse vicdani ile hesaplaşmıyor bile!

'Bana ne!' umursamazlığı, toplumu daha da çökertiyor. Boş boş bakan gözler, düşünmeyen kafalar, her olaya anlık dalıyor, sonra o konuya sırtını dönünce unutup gidiyor.

Her kesimden, her düzeyden, her kültürden, her eğitimden kişiler, aynı toplumda ama ortak değersiz, sadece maddiyata dayalı yaşatılınca apartman komşunuzda, iş arkadaşınızda, özel hayatınızda denginize gelme olasılığınız da kalmıyor tabii!

Daha anaokulu çağında çocuklara ders olarak öğretilmesi gereken iletişim, iletişimsizlik olarak, kendiliğinden bir çağ hastalığına dönüşüyor...

Bu iletişimsizlik hastalığı ortamlarında, kimse kimseyi anlamıyor, kimse kimseye tahammül etmiyor, kimse kimse için bir fedakârlık yapmıyor. Evlilikler çatırdıyor, boşanmalar artıyor, çocuklar sevgisizlik ortamlarında boğuluyor… Ev ve komşu sorunları, şiddet ve iş yaşamındaki sıkıntılar, bir türlü bitmek bilmiyor. Avukatlara başvuru sayısı artsa da mahkemeler, davaların sonuçlanmasına yeterli ve etkin çözümler üretemiyor...

Çünkü sonuçta, kimse ‘İletişim yeteneği’ ile doğmuyor. Oysa sosyal hayata, aile hayatına, özel hayata, tuğla üzerine tuğla konulması ile geliştirilecek iletişim tekniği sayesinde, toplumların çıtasının kat kat yükseltilmesi mümkün!

Daha huzurlu, daha dengeli, daha hoşgörülü, bilim, sanat, tarih, spor ve eğitimle gelişmiş bir toplum yaratmanın yolu, çocuk henüz altı yaşındayken başlatılmalı! Altı yaşındayken okullarda çocuklara verilecek iletişim eğitimlerinin evdeki devamı sağlamak için de anne, baba ve büyüklere uygulanacak haftalık birkaç saat iletişim eğitimi ile kişilerin daha erken yaşlarda kendi dengindeki kişilere rast gelebilmesinin yolları açılmalı!

Herkesin her toplumda, kendi gibi düşünen bireylere denk gelebilme olasılığını arttırmanın tek yolu; iletişim sayesinde olur. Özel hayatında dengini bulan çiftlerin, aile hayatlarındaki denkliği sürdürebilmesi, komşularında benzer denklikler aramaları, iş hayatında benzer denkliklerle huzuru ve ruh sağlığını yakalamaları, öğrendikleri iletişim teknikleri sayesinde artacak!

Karmaşadan uzak, beklentileri frenlenmiş, olduğu ve olması gerektiği yerini bilen bireyler, açık ve net ama kavgadan oldukça uzak, tavırlar sergileyecek...

Ne olduğunu, neden ve nasıl olması gerektiğini bilmekle ve aynı yöne bakılmakla kurulacak; bu denklikler, bu dengine denk gelebilmeler!

Toplumun ve ülkenin huzuru, ekonomisi, sistemi, güvenilirliği, dengine denk gelen insanlar sayesinde başlatılıp kurulacak, yaşatılıp sürdürülecek!

DÜŞÜNENLERİN DÜŞÜNCESİ - TÜLAY SÜKÜN

Bu yazı 327 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum