finans haberleri

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

KANT'TAN HEGEL'E VE MARX'A AKIL VE BİLİNÇ ELEŞTİRİSİ

KANT'TAN HEGEL'E VE MARX'A AKIL VE BİLİNÇ ELEŞTİRİSİ

KANT'TAN HEGEL'E VE MARX'A AKIL VE BİLİNÇ ELEŞTİRİSİ
Haberi Sesli Dinle

Klasik Alman Felsefesi de elbette tüm felsefe gibi bir praksis, yani bir özgürlük felsefesidir. Kant’ın kurucusu olarak kabul edildiği, fakat aslında Leibniz’e dayanan bu felsefe geleneği diğer tüm felsefi geleneklerden farklı olarak öncelikle bir ‘bilinç felsefesi’dir. Kant Saf Aklın Eleştirisi’nin birinci baskısına yazdığı önsözde kavramı tanımlarken, eleştirisinin amacının bir kitaplar veya sistemler eleştirisi olmadığı, tersine amacının “tüm bilgi edinimlerini göz önünde bulundurarak bir bütün olarak akıl yetisinin kendisinin bir eleştirisi” olduğunu belirtiyor (A XII).

Fichte insanlık tarihini birikerek ilerleyen akılın beş değişik evrede içinde bulunduğu durumunun tarihi olarak kurgulayıp betimler.

Hegel Tinin Fenomenolojisi’nin ilk yarısında aklın kökenini ve oluşum sürecini ortaya koyduktan sonra eserin ikinci yarısında “tin” kavramı altında aklın empirik dünyada pratiği şekillendirirken kendisinin de nasıl şekillendiğini ortaya koyar. Eserin son bölümünde ortaya çıkan “mutlak bilgi” teorik bilginin ve empirik bilginin sentezi olarak ortaya çıkan praksis bilgisidir. Bu bakımdan Klasik Alman Felsefesinin öncelikli temel konusu bilinçtir.

Karl Marx’ın Ekonomi Politiğin Eleştirisine Dair adlı eserine yazdığı önsözde bu felsefenin eleştirisi olarak: “Onların varlığını belirleyen, insanların bilinci değil, tam tersine onların bilincini belirleyen onların toplumsal varlığıdır” demesi, doğru anlaşılmalıdır, bu felsefenin içinde potansiyel olarak bulunanı ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır (MEW 13, s. 7-11.).

Oldukça çok tartışılan fakat sistematik olarak bakılmadığı için kanımca neredeyse hiç anlaşılmayan bu belirlemesi, daha önce Friedrich Engels ile birlikte kaleme aldığı Alman İdeolojisi’nde farklı bir açıdan şöyle açıklanır: “Yaşamı belirleyen bilinç değildir, tersine bilinci belirleyen yaşamdır” şeklinde ifade etmiştir. Marx bu belirlemenin ilk kısmında dile getirilen eleştirdiği karşıt görüş açısından “bilinç canlı birey” olarak görülürken, belirlemesinin ikinci kısmında dile getirdiği kendi görüşünde ise “gerçek yaşama uygun, gerçek canlı bireyin kendisinden” hareket edildiğini ve “bilince yalnızca onların (gerçek canlı bireylerin –DG) bilinci olarak” bakılmaktadır (MEW 3, s. 27). Biraz yukarıda farklı bir açıdan ifade edilen aynı düşünce bu bakış açısının temelini oluşturmaktadır: “Bilinç hiçbir zaman bilinçli varlıktan başka birşey olamaz ve insanların varlığı onların gerçek yaşam sürecidir (MEW 3, s. 26).” Görüldüğü gibi Marx’ta aklın birer yetisi olan bilincin ve özbilincin eleştirisi, aynı zamanda, onda yansıyan pratik yaşamın kendisinin bir eleştirisine dönüşmektedir. Bu eleştiriyi mümkün kılan akıl yetisinin kendisidir. Klasik Alman Felsefesinde potansiyel olarak bulunan pratiğin eleştirisi böylece Marx ile aktüelleşir.

Prof. Dr. Doğan GÖÇMEN

Tarih: 24-12-2021

FACEBOOK YORUM
Yorum