finans haberleri

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

ROUSSEAU VEYA NIETZSCHE: GÜÇ İSTENCİ YA DA ÖZGÜRLÜK VE AHLAKLILIK

ROUSSEAU VEYA NIETZSCHE: GÜÇ İSTENCİ YA DA ÖZGÜRLÜK VE AHLAKLILIK

ROUSSEAU VEYA NIETZSCHE: GÜÇ İSTENCİ YA DA ÖZGÜRLÜK VE AHLAKLILIK
Haberi Sesli Dinle

Friedrich Nietzsche bireysel ve toplumsal yaşamın amacının özgürlük ve mutluluk olmadığını, güçlünün kendi iradesini zora ve gerekirse şiddete başvurarak, sürü olarak gördüğü diğerlerine dayatmasının yaşamın asıl anlamı ve amacı olduğuna inanıyor. Öyleyse Nietzsche’ye göre yaşamın anlamı özgürlük ve mutluluk değildir. Ona göre, bunun tersine, anlamlı yaşam herkesin diğer herkese hükmetmeye çalışmasında, herkesin diğer herkesin tepesine çıkmaya çalışmasında yatmaktadır. Bilindiği gibi Nietzsche bunu “güç istenci” olarak tanımlıyor. Onun insanın çok daha derininde yattığını ve neredeyse insanın birinci doğası olarak gördüğü güç istenci öğretisi, en basit hareket biçimi olan mekanik fiziksel ilkeler dayanan sosyal darwinist bir toplumsal yaşamı öngörmektedir. Zira Nietzsche’ye göre güç istenci basit bir dürtüden ibarettir ve buna göre hep “güçlüler” var olmaktadır, onlar yaşamaktadır, onlar kendisini gerçekleştirmektedir. Ama bunu hep “zayıfları” ezerek, zayıfları hâkimiyetleri altına alarak, “zayıfları” kendi kişisel emelleri için araçsallaştırarak yapmaktadırlar. Bu nedenle güçlünün kendi iradesini herkesin iradesi yapması için herşey mubahtır.

Bu yaklaşım kendinde zorunlu olarak sürekli değişen bir “dost-düşman” ayrımı barındırır. Dostlar güçlünün amacını gerçekleştirmeye hizmet ettikleri sürece dostturlar. Nazizmin hukuk felsefecisi Carl Schmitt’in siyasal olanın kavramına kaynaklık eden de Nietzsche’den esinlenen bu yaklaşımdır, fırlatılmış Daseinların sanki boşlukta uçuştuğu Heideggerci dünya tasarımının kaynağı da. Nietzsche güç istenci öğretisini neredeyse tüm klasik modern ahlak ve siyaset felsefesini, fakat özellikle Jean-Jacques Rousseau’yu eleştirmek amacıyla formüle ediyor.

Rousseau, Toplum Sözleşmesi’nde özgürlük içeren hak kavramının, fiziksel bir anlama ve içeriğe sahip olan güç kavramından farklı olarak ahlaki bir içeriğe sahiptir. Ahlaki kaygıya sahip olmayı, ahlaklılığı önemsemeyi ahlakçılıkla birbirine karıştırmamak gerekir. Örneğin Karl Marx gibi, ahlaksız bir dünyada ahlaki bir kaygıya sahip olan, ahlaklılığı gerçekleştirmek isteyen, bir ahlakçı değildir. Ahlakçılar ahlaksız dünyada kişilere ahlaki emirler vererek ahlakı mümkün kılmaya çalışırken, ahlaklılığı gerçekleştirmeye çalışanlar ahlaklılığı mümkün kılacak toplumsal değişimlerin koşullarını araştırıp bunları gerçekleştirmeye çalışır. Dolayısıyla Rousseau insanlara örneğin kilise gibi ahlakı vazeden dini kurumlardan farklı olarak ahlakçılık yapmaz, ama insan ilişkilerini güce dayandıran öğretilere karşı da “(g)üç fiziksel bir yetidir ve etkilerinden nasıl bir ahlaksal sonuç çıkarılabileceğini bilmiyorum” diye eleştirir (s. 60). Ve şöyle devam eder: Dolayısıyla “(g)üçlüye boyun eğmek irade (yani bir özgürlük -DG) meselesi değil, bir zorunluluktur; olsa olsa zekice bir eylemidir. Nasıl bir ödev olabilir bu (10)?” Aşağıda bir sonraki paragrafta devam ediyor Rousseau: “Gücün yok olmasıyla ortadan kalkan bir hak nasıl bir haktır? Güç nedeniyle itaat etmek gerekiyorsa ödev gereğiyle itaat etmeğe gerek yoktur ve insan itaat etmek zorunda değilse artık böyle bir zorunluluk ortadan kalkmış demektir. Dolayısıyla hak sözü güç sözüne hiçbir şey eklemez ve hiçbir anlamı yoktur (10).” Rousseau sözlerini şöyle toplar: “… güç hak (yani özgürlük ve ahlaklılık –DG) yaratmaz ve insan sadece meşru güce boyun eğmelidir (11).”

Prof. Dr. Doğan GÖÇMEN

Tarih: 20-12-2021

FACEBOOK YORUM
Yorum