finans haberleri

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

YAT LİMANINDA KİMİN ACELESİ VAR?

YAT LİMANINDA KİMİN ACELESİ VAR?

YAT LİMANINDA KİMİN ACELESİ VAR?
Haberi Sesli Dinle

Datça Havadis:

Datça’da yarım kalmış inşaatı yıllardır bekleyen yat limanı ÇED sürecinin başladığını Halkın Katılımı Toplantısı ilanıyla öğrendik Datçalılar olarak. Üstelik ilanla toplantı tarihi arasında 20 günden az bir zaman vardı ve ilanda toplantı yeri belirtilmiyordu. İlanı yapanların acelesi var, belli. Böyle olunca, ister istemez, toplantının mevzuatın gereği yerine getirilmek için yasak savma kabilinden yapıldığını düşünüyor insan.

Datça’nın geleceğini önemli ölçüde etkileyecek bu proje, bu kadar kısa sürede, hele de toplantının kısıtlı zamanı içinde gerçekten tartışılabilir; projeyle ilgili bir ‘katılım’dan söz edebilir miyiz?

ÇED raporunda işin sahibinin Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı olması da ayrı bir sorun. Bir özel firmayla 1998’de imtiyaz sözleşmesini imzalamışsınız, üstünden geçmiş 23 yıl. Sözleşmeyle 25 yıl daha özel firmada kalmasını da kabul ediyorsunuz; yani yarım yüzyıllık bir süre var toplamda. Kamunun sahipliğinden nasıl söz ediyoruz bu durumda, kamunun sahipliği lafta kalmış olmuyor mu? Projenin sahibinin kamu olduğunu düşünen var mı, halkta öyle bir bakış, anlayıştan bahsedebilir miyiz? Dünya özelleştirmeden vazgeçmeye hazırlanırken, siz çeyrek asır önce imzaladığınız sözleşmeyi esas alarak davranmaya, bunun kamu yararına olduğunu söylemeye devam ediyorsunuz.

Hele de Belediye’ye sormadan imar planı tadilatı öngörülüyorsa ve bu tadilat önerisini halk ilk kez ÇED başvuru dosyasında görmüşse, hangi katılımdan söz edeceğiz? İmar planlarının bir şehrin anayasası olduğunu herkes biliyor artık. Bu anayasayı değiştirmeyi Belediye’ye sormayız bile, önerimizi doğrudan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na yaparız deniyorsa, Halkın Katılımı Toplantısı’nda hangi katılımdan söz edeceğiz. Toplantıyla amaçlanan gerçekte halkın katılımı değil demek kehanet sayılmaz.

Mesela, nazım ve uygulama imar planı değişiklik önerisinin gerekçelerine bakıyoruz:

Türkiye Turizm Stratejisi 2023 ve Eylem Planı 2013, ülkemizin doğal, kültürel, tarihi ve coğrafi değerlerini koruma-kullanma dengesi içinde kullanmayı ve turizm alternatiflerini geliştirerek ülkemizin turizmden alacağı payı arttırmayı hedef almaktadır. TTS 2023’ün ana vizyonuna dönük ilkelerinde ortaya koymuş olduğu “Turizmle ilgili altyapı ve ulaşım yatırımlarında özel sektörün etkinliğinin özendirilerek kamunun yükünün hafifletilmesi” ilkesi; yatırım stratejisi olarak belirlediği “Turizm yatırım projelerini uygulanabilir kılacak teşvikler ile turizm sektöründe yatırımların arttırılması (…)”

plan değişikliğinin genel gerekçesi olarak ÇED dosyasında yer alıyor. Bu gerekçenin imar planlarının şehrin anayasası sayılmasıyla, yani şehirle, şehirde yaşayanlarla bir ilgisi var mı? Hiç öyle görünmüyor demek için plan uzmanı olmaya gerek yok. ÇED dosyasında imar planı tadilatı önerilmesinin ‘arabayı atın önüne koşmak’ tarzında bir öneri olduğunu belirtmek gerek. ÇED başvuru dosyasında plan tadilatı önerisini görünce, “Ee, niye plan(lar) yapılıyor ki o zaman?” diye sormadan edemiyorum.

Plan tadilatı için gerekçe olarak gösterilen, “makro ölçekli kararlar doğrultusunda yatçılık sektöründe bağlama kapasitesinin arttırılması,” Datça’yı, Datçalı’yı, onun hayatını gözeten bir gerekçe mi? Datça’da bulunan ve ders programında yat işletmeciliği olan Meslek Yüksek Okulu’na da sorulmadıysa, kime soruldu Datça’da? Raporda yazan yat kapasitesini Datça’dan biri mi söyledi? Bu soruların cevabının evet olmadığını hepimiz biliyoruz, herkes biliyor aslında. Bu durumda imar planları tadilat önerisinin Datça’nın ihtiyaçlarını gözeterek ortaya konulmadığını söylemek için de kahin olmak gerekmiyor. Azıcık mantıkla soru sormak yeterli.

Plan değişikliğinin, taş dolgu yerine yüzer dalgakıran önerisinin çevreyi gözetmek amacıyla yapıldığını söylemekse tam bir kara komedi; “tamamen duygusal” denir ya öyle! Raporun kendisi zaten gereken taşın bulunamayacağını söylüyor. Bulunursa maliyetinin ne olacağından söz edilmiyor tabii ki. Datça’da katı atık alanının ÇŞB tarafından 10 yılı aşkın bir süre karara bağlanmadığını, bağlandığında da tahsis karşılığında Muğla BŞB’den, yani hepimizden kira alındığını biliyoruz. Sonra dönüp projenin Datça’nın yerel ekonomisine katkısından söz edeceksiniz. Güldürmeyin Allahaşkına; buna komedi değil trajikomedi denir olsa olsa!

Muğla Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu marina alanı içinde kalan 1. derece arkeolojik sit alanı olarak tescilli kaya mezarının marina yapımı için engel olmadığına karar vermiş. Oysa, Koruma Yüksek Kurulu’nun ilke kararında aynen şu deniyor:

I. Derece Arkeolojik Sit: Korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında aynen korunacak sit alanlarıdır. 

Bu alanlarda, kesinlikle hiçbir yapılaşmaya izin verilmemesine, imar planlarında aynen korunacak sit alanı olarak belirlenmesine, bilimsel amaçlı kazıların dışında hiçbir kazı yapılamayacağına,…”

Buna rağmen marinanın yapılmasının nasıl uygun görüldüğünü ve bu karar verilirken Datça’nın, Datçalının menfaatinin mi gözetildiğini her Datçalının sorması gerekir. Uzmanlar bizden daha iyi biliyorsa bize niye soruyorsunuz? Niye soruyorsunuz gerçekten?

Sorular başka soruları doğuracak halde; ÇED raporundan anlaşılıyor. Ama bunların cevapları Raporda yok. Cevaplar nerede peki? Bu soruyu da hepimiz sormalıyız. Örneğin bu marinanın Taşlık plajını, Ilıca’yı öldüreceğini herkes söylüyor. Ilıca’nın olmadığı bir Datça mı isteniyor; bunu Datçalılara soran oldu mu? Kentpark’ın hali ne olacak, cevabı var mı? Bunlar söz konusu olunca sadece proje alanı var raporda, bir de genel ifadelerle dolu cümleler. Somut sonuçların ne olacağı sorulmamış ve cevabı da beklenmiyor belli ki.

Dünyanın, canlı hayatın sonunun yaklaştığı çığlığı atılıyor epeydir; şaka değil bu. Geçen hafta iklim değişimine uyum toplantıları yapıldı, Muğla 4 pilot ilden biriydi. Oturumlardan birinde sunum yapan yetkili kişinin derdi, iklim değişimi olduğunda Muğla’daki termik santrallere ne olacağı nasıl korunacağıydı! Dert Bursa’daki, Adapazarı’ndaki sanayi tesislerinin elektrik ihtiyacı karşılanamazsa ne olacak? Risk olarak görülen bu!

Deniz suları yükselirse Kumluğun halinin ne olacağı; Datçalı’nın, Bodrumlu’nun, Yatağanlı’nın Fethiyeli’nin halinin nice olacağı kimin umurunda! Hele hele Datça’nın bademine ne olacak, bununla geçinen Datça köylüsüne ne olacak, akla bile gelmiyor. Sonra, Rapordaki yat limanının yerel ekonomiye katkıda bulunacağı laflarına inanmamız bekleniyor. Trajikomik demeye dili varmıyor insanın ama öyle. Hiç komik bir durum yok tabii herkes farkında. Buna katılın demek, küreği elimize tutuşturup, “Sormayın, bir şey demeyin, mezarınızı kazın!” demek oluyor; western film izlemiyoruz kuşkusuz! Daha ne kadar kendi mezarımızı kazdıracaklar bize?

Sorulması gereken asıl soru bu…

Güngör Erçil- Hukukçu

MUÇEP Datça Meclisi Gönüllüsü

Tarih: 15-06-2021

FACEBOOK YORUM
Yorum