finans haberleri

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Yazar ÖMER L. BAKAN'DAN BİR KİTAP: “ZEHRA'M

Yazar Ömer L. Bakan son romanı “Zehra'm" Ateş Yayınları'ndan çıktı.

Yazar ÖMER L. BAKAN'DAN BİR KİTAP: “ZEHRA'M
Haberi Sesli Dinle

Yazar romanında kendine özgü bir yazım tarzıyla dönemler ve insan duyguları arasındaki geçişleri inceden inceye kurgulamıştır. Roman bir çok farklı tarzı içinde barındırmaktadır. Yazar gerçekliğin en acımasız yönlerini eserinde yansıtmıştır. Türker Alpertonga" nın yazdığı gibi: Üç kelimeyle ifade etmek gerekirse; “İddialı, cesur, şeffaf.” Roman.
İç içe ve dönem dönem yaşanan toplumsal ; psikolojik tahlilleri, birbirinden uç hayatların ortak hikâyeler çatısı altında sentezlenerek gözler önüne serilmesi, olayların cereyan ettiği tüm mekânların neredeyse tamamının tarihi hakkında detaylı bilgiler verilmesi, esere oldukça derin bir muhteviyat kazandırmış.
Eseri tamamlayınca hangi Zehra’m sorusunu soracaksınız. Sınıf atlayıp sınırsız özgürlük kazanan Zehra’m mı, kazanma kuşağında kaybeden Zehra’m mı, hayata yeni adım atan minik Zehra’m mı? İlk iki Zehra’m’ı marjinal bulanlar, üçüncü Zehra’m’la geleceğe yönelik kendi Zehralarını hayallerinde inşa edebilirler.

"..Yılmaz Ali Zehra' m romanı eleştirisi;"
Yazarı bir haber sitesinin edebiyat köşesindeki röportajını okuyarak tanıdım. Zehra’m yazarın ilk kitabı ve 670 sayfadan oluşmaktadır. Bu sayfa sayısı yeni bir yazar için oldukça iddialı olsa gerek.
Öncelikle 1940-1980 Türkiye’sinin sosyolojik, ekonomik ve özellikle siyasal tarihine ışık tutan, tabiri caizse söz konusu dönemin röntgenini çeken bir eser olmuş. Yazarın büyük araştırmalar yaptığı kuşkusuz, fakat bu denli derin bilgiyi elde etmesi şaşırtıcı olsa gerek. Yazarı yaptığı araştırmalardan dolayı yürekten tebrik ediyorum. Bu anlamda eser çok değerli bir kaynak niteliği taşımaktadır.
Hikâyenin başkahramanı Fuat ile kitabın isminden anlaşılacağı üzere çok sevdiği Zehra’sı. Paşa babasının köşkünde dünyaya gözlerini açan Fuat, Türkiye’nin en iyi okullarından okuduktan sonra eğitimini yurt dışında tamamlamış. Fuat Bey varlıklı ve iyi eğitim almanın altın kalpli bir adam. Bir yanda alkolün pençesinde kıvranan çocuklarının annesi Münevver, öte yandan âşık olduğu kapıcı kızı Zehra. İşte Fuat’ın imtihanı da buradan başlıyor.


Yazarın eskiden köşk ve yalıların olmazsa olmazı olan Arap bacıları işlemesi hem beni eskilere götürdü.
Kitaba ismini veren Zehra da bir kapıcı kızıdır aslında. Onun sosyolojik anlamda yaşadığı değişim ise okurun başını döndürecek cinsten. Okurun bu karakteri özellikle analiz etmesi gerektiğini düşünüyorum.
Bir önemli detay da yazarın çok yönlü sanatsal kişiliğini yansıtmasıdır. Yazar bu kişiliğini hikâyesinde yer verdiği heykel, seramik, resim ve müzik alanlarında açıkça ortaya koyuyor.."...

 

Ömer Lütfi BAKAN
1959’da Haliç-Fener’de doğdu. Ömer Lütfi Bakan’ın üç çocuğundan bir olan Yılmaz Bakan’ın en büyük oğludur. Küçük bir çekirdek ailenin de en büyük oğlu olarak dünyaya gelen torun Ömer Lütfi Bakan, Fatih-Çarşamba’da Yavuz Sultan Selim ilkokulunda tahsil hayatına başladı. Daha sonra Etiler Hasan Ali Yücel İlkokulunda ikinci sınıftan itibaren ilkokula devam ederken hayatı tanımaya, gözlemlemeye başladı. İzlenimci bir yanı olan aklı onu farklı düşünme ve yorumlamaya öteledi Ömer Lütfi Bakan on iki yaşında resim yapmaya başladı. Yaptığı resimler farkında olmadan gerçeküstücü akımın birer parçası oldu. Okuduğu kitaplar yüzünden babasından dayak yedi; defalarca. Ama pes etmedi hep okudu, hep okumaya devam etti, hala da okumaya ve araştırmaya devam ediyor. Yaptığı resimler ailesi tarafından rahatsız edici ve anlaşılmaz bulununca bir gün annesi onu Çapa Tıp Fakültesi Psikiyatri bölümünde resimleri ile birlikte psikiyatr doktora götürdü. Doktorun koyduğu teşhis annesi tarafından algılanamadığından, ürkünç bulunan resimler yapmak kendisine yasaklandı. Aslında doktor onu anlamıştı ama annesi de doktoru yanlış anlamıştı. Kaldırımlara, Zeytinoğlu Caddesi’nde yeni dökülen asfalta inşaat şantiyelerinde yeni sıvaların üzerine tebeşir, çivi, bulabildiği boyalarla resim yapmaya devam etti. Dolayısıyla Şişli Terakki Lisesinde orta derecelerde seyreden bir öğrencilik hayatı geçirdi. Sınıf arkadaşı sanatçı bir ailenin oğlu olan Ali Arif Ersen onu yüreklendirdi ve resim konusunda ona hep destek oldu. İkisi de özlem duydukları Mimar Sinan Üniversitesi Resim bölümü için çalıştı; Ali Arif Ersen Akademiye girdi ama Ömer Lütfi Bakan giremedi ve hayalleri suya düştü. Babaannesinin söz verdiği Fotoğraf Makinesine ancak onun ölümünden sonra babasının başının etini yiyerek sahip oldu. Yaptığı resimler gibi çektiği fotoğraflarda maalesef anlaşılamadı.
Hayatı boyunca fotoğraf çekti; fotoğraf makinesi olmadığı zamanlarda bile!’ Şimdilerde fotoğraf makinesi olmamasına rağmen fotoğraf projelerine devam ediyor. Öyküler yazıyor. Duygularının patlaması olarak adlandırdığı biriken tortuları şiirlere dönüşüyor. Roman yazıyor, biri bitti diğeri de bitecek. Resim yapmayı asla bırakmadı, sadece biraz ara vermişti, şimdilerde hala devam ediyor. Fotoğraftan kazandığı bilgi, beceri ve farklı yerden bakma alışkanlığı farklı disiplinlerle haşır-neşir olmasına neden oldu ve heykel yapmaya başladı, hala yapıyor. Sokaklardan, kapı önüne atılmış kullanılmazları, hurdacılardan aklında biçimlenen hurdaları, çöplüklerden faydalanacağı çöp denilen ama onun için asla çöp olmayan atıkları toplayıp biçimlendirerek tekrar kullanılacak hale getiriyor, adına da ‘IskARTa’ diyor.

Tarih: 05-05-2021

FACEBOOK YORUM
Yorum