finans haberleri

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

14 Mart Tıp Bayramı kutlu olsun!

Önceki günlerdeki “Gündemde doktorlar var” başlıklı yazıma doktorlardan yorum ve telefonlar aldım, kendilerine teşekkür eder ve biraz buruk geçen bayramlarını kutlarım.

Yurdun bazı yerlerinde doktorlar, sağlıkçılar ve onlara destek veren aydın kişiler meydanlarda geçmişi çok eskiye inen Tıp Bayramını kutladılar. Yalnızca İstanbul’da Taksim Anıtına çelenk koymak isteyen doktorların devletin güvenlik güçlerince şiddet içerecek şekilde engellenmeleri üzüntü ile televizyon ekranlarında izlendi. Doktorlar ve sağlıkçılar ne yapacaklardı: “Beni Türk doktorlarına emanet edin” diyen Atatürk’e her yıl olduğu gibi bir kez daha şükranlarını yineleyecekler, anısına saygı duruşunda bulunup çelenk bırakacak, belki de 14 Mart Tıp bayramı nedeniyle bir şeyler söyleyeceklerdi. Ama olmadı; toplumun saygın kesimlerinden birini oluşturan doktorlarla onları engellemek isteyenler arasında arbede yaşındı. Doktorlardan birinin sekseni aşmış yaşına saygı gösterilmedi; yere düşürüldü, beyaz gömleği çamurlara bulandı. O gömlek saklanmalı ve Tıp Müzesinde sergilenmelidir. Çirkin ve acı veren bir görüntüydü. İlime, bilime ve diplomaya saygısızlıktı.  Oysa onlar ve onun gibi doktorlar kendilerini yerlere düşüren, itip kakanları veya yakınlarını büyük olasılıkla tedavi etmişlerdi. Merak ediyorum, hastalandıklarında hangi yüzle doktora gidecekler?

Vefa ayrı bir insani duygudur. Yalnızca İstanbul’da bir semt, bir lise, bir futbol kulübü veya boza markası olmamalıdır.

Osmanlının son dönemlerinden itibaren bazı yüksek okullar vardı ki, onlar toplumun aydın kesimini oluştururlar. Mektep-i Tıbbiye, Mülkiye,  Mektep-i Harbiye (Harp Okulu), Mühendishane-i Berri Hümayun bunların başında gelmişti. Bu okullardan çıkan aydınlar mesleklerin yanı sıra istibdatla, bağnazlıkla mücadele etmişler ve ülkenin kaderini olumlu yönde etkilemişlerdir. Savaşlarda da ön planda yer almışlardır. Çanakkale’de, Milli Mücadelede şehit olmuş onlarca doktor vardır. Bilen bilir ama ben bir kez daha söyleyeyim; Çanakkale’de şehit olan Rum doktor da vardı.

Tıbbiyenin tarihi çok eskiye inmektedir. Tıbhane-i Amire (1827) ile Cerrahhane-i Mamure’nin (1832) 1836’da birleştirilmesiyle Mekteb-i Tıbbiye kurulmuştu. Bunun ardından 1839’da Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane ismiyle Galatasaray’da bir kez daha açılmıştır. Sultan II. Mahmud Tıbbiye’nin daha gelişmesi için büyük çaba sarf etmiş, ilerleyen yıllarda tıp eğitimi çağdaş bir düzeye ulaştırılmıştı. Tıp eğitiminde yenileme 1933 yılında Üniversite Reformuyla yapılmış Tıbbiye de çağdaş bir düzeye ulaştırılmıştı. 

Sinan Meydan “Esir olmaz Bu Tıbbiye” başlıklı 14.Mart.2022 tarihli Sözcü gazetesindeki yazısıyla doktorların Osmanlı’nın son dönemindeki vatan ve hürriyet mücadeleleri ile verdikleri kurbanları, çektikleri çileleri dile getirirken Ord. Prof. Dr. Tevfik Sağlam’ın  “Nasıl Okudum” isimli kitabı başta olmak üzere bu konuda çeşitli dergilerde yayınlanmış bilimsel makaleleri vermektedir.

14 Mart’ın Tıp Bayramı olarak Bursa Yıldırım Darüşşifası’nın açılışının ardından (1929-1937) Tıb Talebe Cemiyeti önderliğinde (1935) kutlanarak bu tarihten itibaren gelenekselleşmiştir.

Günümüzde de Tıp Fakültesini yüksek puanla kazanan öğrencilerin bilgi ve donanım yönünden üstünlükleri tartışma konusu bile olamaz. Doktor olmak kolay değildir, 6 yıllık eğitimin ardından uzmanlık alanında kendilerini yetiştirmeleri uzun bir zaman alır. Buna rağmen günümüzde çileli ve o kadar da saygın bir meslektir. Bilginin yanı sıra fedakârlık ve insan sevgisi ister. Mesleğini ticaretle eşdeğer tutanlar var derseniz; onlar çok azınlıktadır. Sömürü düzeni içerisinde görev yaptıkları, kendilerinden 5 dakikada hasta muayenesi istendiği, uzun süren nöbetlerden sonra dinlenemedikleri, bazen evlerine bile gidemedikleri de açıktır. Bütün bu özverilerine karşı saldırıya uğradıkları da basında yer alan haberler arasındadır.

Ne yazık ki yöneticiler doktor ve sağlıkçılara hakları olan insanca bir yaşam ve çalışma ortamını hazırlamaktan çok uzaklar. Yurt dışına veya özel hastanelere geçmek isteyenleri kınayacağımıza, onları dinlesek, çözümler üretebilsek çok daha iyi olmaz mı?

Bu yazı 1205 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum