finans haberleri

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Amerikan Rüyası (I)

Birkaç gün öncesi Yılmaz Özdil köşe yazısında Amerika ile başlayan ve gelişen ilişkileri özetlemişti.

Genç kuşakları ve yakın tarihimizle ilgilenmeyenleri aydınlatan bu yazı beni geçmişe götürdü.

Dünyayı tanımaya başladığım, çocukluk yıllarım II. Dünya Savaşı yıllarına rastlar. Şimdilerde geçmişi çok daha iyi anlıyorum; Amerika bu savaşa katılmamış olsaydı Nazi Almanya’sının yenilmesi çok güçtü. İngilizlerin ve ülkelerinden kaçan Fransızların savaşın kaderini değiştiren Normandiya çıkarmasını yapacak güçleri yoktu.  Ondan önce İngiliz ve Fransız birlikleri Dunkerqu’den zor kaçabilmişlerdi. Amerika Rusya’ya kuzeyden askeri yardım yapmasaydı; Almanlar  kış şartlarını göz önünde bulundursalardı Moskova seferi başarılı olabilirdi. Ortada olan gerçek; Amerika’nın yardımıyla müttefikler bu savaşı kazanmıştır.

Bütün dünyada olduğu gibi savaş sonrası bizde de Amerikan hayranlığı başlamıştı. Amerikan otomobilleri piyasaya çıkmış, propaganda filmleri sinemalarda oynamaya başlamıştı. Bu filmlerde Amerikan askerlerinin savaşta yenilmez oldukları gösterilirken Western filmlerinde (Kovboy)  vahşi yerlilerin (!)  nasıl ortadan kaldırıldıkları gözler önüne seriliyordu. O zamanki aklımızla kızıl derililerin, topraklarını savunduklarını, bir bakıma emperyalist güçlerle yaptıkları mücadeleyi anlayamamıştık. Belki de hala anlamayanlar vardır. O filmleri izleyen hemen herkes Amerikan başarısını (!) alkışlıyor, Kızılderililerin yenilmesinden zevk duyuyordu. Ayrıca yine filmlerle Amerikalıların ülkelerinde nasıl refah ve zenginlik içerisinde yaşadıkları beyinlere yerleştiriliyordu.  Çoğu insan o ülkeye ve yaşamlarına imreniyordu.

Savaş sona erdikten sonra; zafer sarhoşluğu içerisinde Rusya Türkiye’den doğuda toprak ve Boğazlarda hak istemeye başlamıştı.  

O sıkıntılı günlerde Türkiye’nin ABD Büyükelçisi Münir Ertegün Washington’da vefat etmişti. Büyükelçinin cenazesini Amerika’nın savaştaki en büyük savaş gemisi Missouri getirecekti.  Aslında o savaş gemisinin İstanbul’a gelmesi bir bakıma Ruslara gözdağı vermekti; biz Türkiye’nin yanındayız denmek isteniyordu. Amerikan emperyalizminin ilk adımları doğuda atılıyordu.  

Missouri’nin gelmesi büyük olaydı. Bizim gazeteler hemen her gün yola çıkan zırhlı  şurada,  burada diye haber yapıyor,  resimlerini basıyordu. Oysa o günlerin basınında bunu yapacak teknoloji yoktu. Sonradan anlaşıldı ki;  resimleri Amerikalılar çekiyor, bizlere servis ediyordu. Sonunda Missouri geldi ve Beşiktaş önlerine demirledi. Kısacası kurtarıcı bir dost gibi karşılandı. Halkımız Sarayburnu, Dolmabahçe, Beşiktaş ve Üsküdar kıyılarına akın etti ve savaş gemisine uzaktan baktı.  Okullardan öğrenciler savaş gemisini izlemek için kıyılara götürüldüler. O günlerde Kuzguncuk 25.İlkokulda öğrenciydim. Öğretmenimiz Missouri geldi, onu görmeye gidiyoruz dedi. Bizler savaş gemisine götürüleceğimizi sanıp sevinmiştik. Meğer Marko Paşa Konağının yanındaki bir evin bahçesine gittik ve uzaktan zırhlıyı gördük. Bugün bile hatırlarım dev bir savaş gemisiydi. Missouri’ya gidememiştik ama en azından uzaktan gördük diye sevinmiştik. Yalnız biz küçükler değil; toplum da heyecan içerisindeydi. Kız Kulesine, Dolmabahçe Camisinin minarelerine “Welcome Missouri” diye yazılar yazılmıştı. Bizim basın da aynı İngilizce sözleri başlıklarında tekrarlamıştı.  Hereke fabrikasında özel halılar dokunmuş Tekel Missouru sigarası çıkarmış, PTT bu ziyaretin anısına pul bastırmıştı. Şehir boyanmış, genel ev kadınlarının muayenesine bir sıkıntı olmasın diye önem verilmiş, kırk yıllık Rus salatası da birden adını değiştirerek Amerikan salatası olmuştu.
Kısacası Türkiye’de Amerikancı bir değişim yaşanmaya başlamıştı.

(Devamı var)

 

Bu yazı 1619 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum