finans haberleri

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Amerikan Rüyası (II)

XX. Yüzyılın ilk yarısında Amerika’nın Türkiye’ye bakışı pek etkili olmayacak şekilde başlamıştı. Lozan Antlaşmasına Amerika söz sahibi olmadan gözlemci olarak katılmıştı. İzmir’in Yunan işgali sırasında çeşitli devletlerin bayrakları arasında ABD bayrağının olduğu bazı kaynaklarda yer almıştır.  

II. Dünya Savaşının sona ermesinin ardından dünyada uzun süreli soğuk savaş yılları yaşanmıştır. Batı ile doğu arasında ipler gerilmiş, Türkiye’de coğrafi konumundan ötürü bunun ortasında kalmıştı.

Amerika yaklaşık altı yıl süren savaşta yıkılıp dökülen ülkelere “Marshall Yardımı” ismiyle ekonomik yardıma başlamış, batı ülkeleri Sovyetlere ve Varşova Paktına karşı NATO’yu kurmuştu

II. Dünya Savaşı sonrasında ABD Başkanı H.Truman’ın ismini alan doktrinde Sovyetler Birliğinin Batı Avrupa ve Balkanlara yönelik tehdidine karşı Türkiye’nin de içerisinde olduğu on altı ülkeye askeri ve ekonomik yardım yapılması planlanmıştı.  ABD Dışişleri Bakanı George Marshall’ın ismi verilen 1947 yılında açıklanan “Marshall Planı” böylece uygulamaya konulmuştur. O yıllarda İngiltere’nin karşı çıkmasına rağmen 1948 de İsrail devleti ABD güdümlü olarak kurulmuş ve böylece Orta Çağı yaşayan Ortadoğu devletlerinin petrol zenginliğinden yararlanmasının adımları atılmıştı.

Türkiye’de 1950 seçimleriyle henüz erken olmakla beraber demokrasiye geçmiştir. Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan, Fuat Köprülü (Kısa bir süre sonra ayrılmıştır)  yönetimindeki Demokrat Parti iktidara çoğunlukla gelmişti. Demokrat Partinin o dönemi şanslı sayılmalıdır. Savaş boyunca sıkıntı çeken ülkeye Marshall Planı doğrultusunda bol para akışı sağlanmıştı. Türkiye bir anda refaha kavuşmuştu.  Bazıları bana kızacak ama Demokrat Parti iktidarı önceki devlet adamlarının düzeyinde, tecrübesinde değillerdi. Amerikan emperyalizminin adımları bu yardım paketiyle atılırken iktidar bunun sonucunun ne olacağını bilememişti. Büyük şehirlerimiz Amerikan’ın Dodge, Plymount, De-Soto, Chrysler, Nash gibi otomobillerinin istilasına uğramış, çiftçiler tarlalarını Amerikan traktörleri ile sürmeye başlamışlardı. Cumhuriyetin kazanımları olan demir ve deniz yolları bir anda kenara itilmiş, Marshall yardımıyla yapılan yollarda nakliye karadan yapılmaya başlanmıştı.  Bu arada ABD Komünist tehlikesine (!)  karşı Kore ‘de savaşa girmiş, zor duruma düşünce de Adnan Menderes hükümeti “TBMM’’den onay alınmadan Kore’ye bir tugay asker göndermişti.  Kuzey Kore ve Kızıl Çine karşı savaşan Türk askeri büyük kayıplar vermiş,  çembere alındığı Kunuri cehennemini azımsanmayacak kayıplar vererek yarmayı başarmıştı.  O günlerin iktidara yakın hamasi gazeteleri “Kore’de Türk süngüsü parladı”  gibi başlıklar atmışlardı. Sonunda Mehmetçiğin kanı pahasına Türkiye NATO üyesi olmuştur. Ne gariptir ki; Demokrat Parti iktidardan devrilip Yassıada Mahkemelerinde hesap verirken, köpek, bebek davası gibi acayip davalar açılmış, Kore’den hiç söz edilmemişti.  Yine aynı dönemde İncirlik başka olmak üzere bazı üsler ABD’ye verilmişti. Kuşkusuz, bu da bağımlılığın göstergesi olmalıdır.

Savaşı yaşamamış Türkiye insanı bolluk ve refah sarhoşluğu içerisinde Amerikan arabalarına biniyor, Amerikan filmleri izliyor, çiftçi tarlasını yine Amerikan traktörleri ile sürüyordu. O yıllarda babamın görevi nedeniyle Manisa lisesinde okuyordum. Acı gerçeğin yavaş yavaş ortaya çıktığını orada görmüştüm;  traktörlerin yedek parça ve lastik sorunları ile karşılaşılmıştı.  Bunların da Amerika’dan alınması şarttı.  Traktörü borçlanarak alan çiftçi taksitleri ödeyemez duruma düşmesinin yanı sıra bir de yedek parçayı nereden bulacağının telaşına düşmüştü.  Manisa ‘da tarlalarda atıl durumda traktörleri görmüştüm.

Emperyalizmin ne olduğunu anlayan aydınların, başka bir değişle uykudan uyananların eleştirileri pek kimseyi etkilememişti. İktidarın pembe rüyaları toplumun büyük kesimini etkilemişti.

Bir süre sonra Amerikan 6.Filosu İstanbul’a gelmesiyle toplumdan emperyalizmden yana olanlarla ona karşı çıkanlar çatışmaya başlamıştı. Minarelerle dükkânlara “Welcome” sözleri asılmıştı. Toplum uyarılıyor;  Amerikan denizcilerine saygıda kusur etmeyin deniyordu, İstanbul’un belli başlı genelevi olan Abanoz Sokak Bayındırlık Bakanlığı tarafından badanalanarak temizlenmişti. Bayındırlık Bakanlığında kerhanelerin badanalanması diye bir mali fasıl olmadığından müteahhitler toplanmış, “Siz Abanoz Sokağını badanalayan parasını başka fasıldan öderiz” denmişti. Aman denizciler hastalık kapmasın diye genelevdeki kadınlar sıkça muayeneye tabi tutulmuşlardı.

Bu hazırlıklardan sonra 6.Filonun gelişine tepki gösteren aydın gençler ortaya çıkmış, Dolmabahçe’de karaya çıkan denizciler denize atılması bazı kesimlerde  infial uyandırmıştı. Buna da hemen bir çare bulunmuş; yakın tarihlerin önemli siyasetçisi,  o sırada Talebe Birliği Başkanıydı. Onun önderliğinde Dolmabahçe’de 6 Filo ya yönelik şükür namazları kılınmıştı.

Bu arada Komünizmle Mücadele Dernekleri kurulmuş, toplum böylece ikiye ayrılmaya çalışılmıştı. Bu yazı serime devam ederek önümüzdeki yazımda Türkiye’yi ziyaret eden ilk ABD Başkanı, II. Dünya Savaşının önde gelen Kumandanlarından Eisenhower ve diğerlerinden söz edeceğim.

NOT; Okuyucu ve dostlarımın Şeker Bayramını kutlar nice güzel bayramlar dilerim.

 

Bu yazı 1120 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum