finans haberleri

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Ayasofya’da üç ABD Başkanı

 

Türkiye’ye gelen ABD Başkanlarından D. Eisenhower ile B.Obama anılarından önceki yazılarımda söz etmiştim. Bu yazımda da Ayasofya’da karşıladığım ABD Başkanlarından Jimmy Carter, Richard Nixon ve George H.W.Bush ile yaşadıklarımı paylaşırken Ayasofya’nın bir zamanlardaki diplomatik özelliğine de değinmek isterim.

Ayasofya müze işlevini sürdürdüğü yıllarda Türkiye’ye gelen yabancı devlet başkanlarının, diplomatların, bilimsel kişilerin mutlaka ziyaret ettikleri tarihi ve evrensel özellikleri olan bir yapıydı. Aynı zamanda diplomatik özelliği olan Ayasofya bu yönüyle de önem taşıyordu. Ayasofya’yı temsil eden yöneticilerin yabancı dilin yanı sıra Bizans, Osmanlı ve Avrupa sanatlarını da çok iyi bilmesi gerekirdi. Ayasofya Müzesine tarihi boyunca bu kriterlere uyan veya uymayan birçok yönetici gelmiş geçmiştir. Kısacası bu yöneticiler yabancı devlet misafirlerine karşı Türkiye’yi en iyi şekilde temsil etmekle yükümlüydüler. Ayrıca yabancı devletlerin büyükelçileri, konsolosları, akademisyenler ve eşleriyle de iyi ilişkiler kurmak zorundaydılar.

Ayasofya’yı ziyaret eden ilk ABD Başkanı Temmuz 1985’de Jimmy Carter’dir.  J.Carter Başkanlıktan ayrılmış olmasına rağmen resmi devlet protokolüyle karşılanmıştı. Günler öncesinden Ayasofya’yı ziyaret edeceği ABD Büyük elçiliğinden ve Türk hükümetinden müzeye bildirilmişti. Başkanı her zaman olduğu gibi avlu girişinin kapısında karşılamıştım. Kapının önünde otomobilden indiğinde; “Ekselans sizi karşılamak bizler için onurdur” dediğim anda Başkanın gözü yakamdaki rozete takılmıştı. Yakamda bir gece önce katıldığım Lions toplantısının rozeti vardı; çıkarmayı unutmuştum. Başkan diplomatik teamülleri bir yana bırakarak “Ooo kardeşim ben de Lions’um” diyerek elini omzuna attı ve Ayasofya’yı o şekilde dolaştık. Yaptığım açıklamaları da aynı şekilde dinledi. Alışılmış bir durum değildi ama kulüp kardeşliği her şeyin önüne geçmişti. Müzenin anı defterine izlenimlerini yazdıktan sonra iki arkadaş gibi samimi bir şekilde ayrılmıştı.

Ayasofya’da karşıladığım ikinci ABD Başkanı R.Nixon olmuştu. 1985 yılında yapacağı ziyaret protokol çerçevesinde önceden belirlenmiş, diplomatik teamüllerle karşılamıştım. Bana, hem Ayasofya hem de Osmanlı Mimarisi üzerine sorular sormuş, Avrupa’daki bazı kiliselerle karşılaştırma yaptırmıştı. J.Carter gibi elini omzuma atmamış ama son derece samimi şekilde sohbet etmiş, sohbetimiz çıkış kapısının dışında da devam etmişti.

Ayasofya’da karşıladığım üçüncü ABD Başkan George Bush idi. Beyaz Saray’dan, ABD Büyükelçiliğinden, İstanbul Başkonsolosluğundan ve Türk hükümetinden yazılı ve telefonla Başkanın 21 Haziran 1991 günü Ayasofya’yı ziyaret edeceği bildirilmişti. Müze olarak gereken hazırlığımızı yapmıştık ama ABD hükümetinin temsilcileri ziyaretten bir ay önce defalarca Ayasofya’ya gelerek hazırlıklar yapmış, ziyarette aksaklıklar olmaması için benimle birlikte çalışmışlardı. Bu çalışmalarda Başkanın hangi kapıdan gireceği, protokoldekilerin duracakları yerler en ince ayrıntısına kadar belirlenmişti. Bu arada Beyaz Saray yetkilileri tarafından Ayasofya’nın olası bir olaya karşı zayıf yönünün olup olmadığı ısrarla sorulmuştu. Bu yönde rahatlayınca da içeride hangi yolun izleneceği belirlenmişti. Sonunda büyük gün gelmiş; müze ziyarete kapatılmış, bizler de yerlerimizi almıştık. Yanımızdaki emniyet görevlilerinin telsizlerinden Başkanın nerede olduğunu öğreniyorduk. Başkanın otomobili Gülhane Parkının önündeyken dışişlerinden olduğunu söyleyen bir genç ortaya çıkmış!  kimin nerede duracağını sorarak aylarca çalıştığımız programa karışmak istemişse de Amerikalılar onu oradan uzaklaştırmışlardı. O anda da Başkan ile Turgut Özal ve eşleri gelmiş bulunuyordu. Turgut Özal beni önceki ziyaretlerinden tanıyordu. Başkana beni takdim etmiş, ben de “ekselansları hoş geldiniz, bizlere onur verdiniz” diyerek Ayasofya’yı gezdirmiştim. Vakitleri sınırla olduğundan galeriye çıkmamış, yalnızca ana mekânın ortasında Ayasofya’yı anlatarak sorularına yanıtlamıştım. Terleyen direkteki adak yerini isteği üzerine göstermiştim. Dileğinin ne olduğunu öğrenememiştik. Bu arada toplu halde fotoğraf çektirmiştik. O resimler bugün benim için hoş bir anı olarak kaldı.

Ne gariptir ki; Türkiye Cumhurbaşkanı ve ABD Başkanının olumlu geçen ziyaretinden birkaç gün sonra Kayseri Müzesine atama kararnamem gelmişti. Bu atanmamın başkanın ziyareti ile bir ilgisi yoktu.

ABD Başkanı G.Bush’un ziyaretinden bir veya iki gün sonra Kültür Bakanı Gökhan Maraş’ın özel kalem müdürü beni arayarak “Bakan Ayasofya için birine söz verdi. Hangi müze veya yurt dışı devletlerden birine kültür ataşesi olmak isterseniz sizi oraya atayacak” demişti. Ben de Ayasofya’dan ayrılmak istemediğimi biraz da sert bir dille söylemiş olmalıyım ki; Bakan Gökhan Maraş istediği yanıtı alamayınca beni Kayseri Müzesi Müdürlüğüne atamıştı. Kayseri’de yeni görevime başladığım gün odamda Beyaz Saray’dan Bush’un imzasıyla teşekkür mektubunu bulmuş olmam benim için hem onur, hem de sürprizdi.

Kayseri’de görevliyken hükümet değişmiş, Süleyman Demirel Başbakan, Fikri Sağlar da Kültür Bakanı olmuş, Ayasofya’daki görevime mahkeme kararıyla yeniden dönmüştüm…

 

Bu yazı 1233 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum