finans haberleri

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Koruyamadığımız iki gencin dramı!..

Türkiye günlerdir koruyamadığımız iki gencin dramını konuşuyor, medyada yorumlar yapılıyor. Bu gençlerden biri İstanbul’un sayılı liselerinden Kabataş Lisesi öğrencisi diğeri de Elazığ Tıp Fakültesi üçüncü sınıf öğrencisi…

Türkiye’de isim yapmış köklü liseler vardır. İstanbul, İzmir, Ankara, Adana, Darüşşafaka, Vefa, Kandilli, Çamlıca ve Kabataş önde gelenler arasında isimleri geçer. Bu liselerde birçok ünlü ve bilimsel kişiler yetişmiştir.

Birkaç gün öncesi bu liselerden Kabataş Lisesinin geçmişine gölge düşüren çirkin bir olay yaşandı. Lisenin yatakhanesinde bir gurup öğrenci Atatürk’ün posterini bıçakla delik deşik etti, onları izleyenler bu saygısızlığı videoya çekerken bin yandan da gülüyorlar…  

Tek kelime ile insanın kanını donduran çirkin bir olay.

Atatürk’ün heykellerine meczupların yaptığı buna benzer saldırıları 1950’li yıllarda Ticaniler başlatmış,  sonraki yıllarda da benzeri çirkin olaylar birbirini izlemişti.  

Kabataş lisesindeki bu çirkin olay basına yansıyınca okul yönetim disiplin işlemi başlatmış, bu çirkinliğe katılmayan öğrenciler de bir açıklama yapmışlardı:

 “Ülkemizin kurucusuna yapılan bu hakaret asla kabul edilemez. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün daima izinden yürüyen biz öğrenciler bu olayda adı geçen ses çıkarmayan, kesin bir tavırlarla bu olayın karşısında durmayan herkesi kınıyoruz.”

Böylece Köklü bir lisenin öğrencileri olduklarını kanıtlıyorlar.  

Bu çirkin olayı yapan öğrenciye ne ceza verilir, bilemeyiz; belki disiplin cezası alır belki de okuldan çıkarılır. Bence üzerinde durulması gereken bu genç çocuğa ve gülerek onun yanında yer alanları  bu davranışa iten neydi?

Bazıları bu genç çocukların beyinlerini nasıl yıkamışlardı?

Yoksa aileden bu görüşle mi yetiştirilmişlerdi? 

Bunun tam tersi bir diğer acı olay Elazığ’da yaşandı.  Ailesi tarafından tarikatçılara teslim edilen Elazığ Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Enes Kara resmi niteliği olmayan tarikat yurdu veya kampındaki apartmanın yedinci katından kendisini aşağı atarak genç yaşta yaşamını yitirdi. Ölmeden önce çektiği videosunda;  “Şu an bir cemaat yurdunda kalıyorum. Hiç kalmak istememe ve bunu aileme defalarca söylemiş olmama rağmen, ilk üniversiteyi kazandığım zaman burada kalmaya zorladılar. Kendisini yurda teslim eden, 25 yıldır o tarikatın mensubu olduğunu söyleyen babası Oranın kurallarını aksatma, namazlarını kıl, orada aç kitabını oku.” demiş.

 Enes eziyetli günlük yaşantısını şöyle anlatmış;

“Sabah 6.30 da sabah namazı için kalkıyoruz. Sonra okula gidiyorum. Akşam 5 gibi yemek yeniliyor. Sonra akşam namazı var. Sonra burada bir saat kitap okumak zorundasınız. Sonra yatsı var. Pazartesileri cemaat dersleri var. Hafta sonu yine ders, kitap okuma ve temizlik var…”

Rahmetli Enes Kara’nın özgürlükten yoksun oluşunu içeren şikâyetleri devam ediyor…

Acı ama gerçek gencecik bir Tıp öğrencesinin feryatları…

Basında pek az yer alan bir başka haberde yine bir tarikat yurdunda öğrencinin başı kesilmişti. Onların yanı sıra tarikat evlerinde çeşitli sapkınlıkların yaşandığı, sır odalarının olduğu ortaya çıkmıştı.

İnsan elinde olmadan merak ediyor; bir zamanların Köy Enstitülerini aşağılamak isteyenler bu yaşananlar hakkında ne düşünüyorlar?

XXI. Yüzyılda dünya ülkeleri teknolojiye, akla, bilime öncelik verirken Ortaçağ karanlığını, gerçek Müslümanlıkla ilgisi olmayan Emevi inancını öne çıkarmaya çalışmak gerçekten çok acı…

 

Bu yazı 1166 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum