finans haberleri

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Tarihten bir yaprak: Padişahın aşkına karşılık vermeyen cariye

Osmanlı Haremi, padişahların kadınları, cariyeleri yerli ve yabancı araştırmacıların her zaman ilgisini çekmiş, onlarca kitap ve makale yazılmıştır. Onlardan haremdeki kadınların padişahın arzusuna bağlı oldukları öğrenilmiştir. Bu kadınlardan bazıları bir defa padişahın yatağına girebilmiş, çoğu da erkek yüzü görmeden yaşamlarını tamamlamışlardır. Yalnızca içlerinden biri padişahın arzusuna karşı çıkmış; O da Sultan I. Abdülhamit’in (1725-1789) cariyesi Ruhsar Hatice Kadın olmuştur… Bu  olay Topkapı Sarayı Müzesi  arşivinde bulunan padişahın aşık olduğu, ancak yüz bulamadığı kadına  yazdığı mektuplardan öğrenilmiştir.

Sultan I. Abdülhamit çocukluğunda, gençliğinde ve hükümdarlığı süresinde zor günler yaşamıştır. Babası Sultan III. Ahmet, Patrona İsyanında tahttan indirildiğinde beş yaşındaydı. Çocukluk ve gençlik yıllarını Topkapı Sarayındaki şimşirlik de geçirmiştir. Onun bu durumu büyük kardeşi Sultan III. Mustafa’nın tahta çıkışına kadar sürmüştür. Şehzadeliğini güzel yazı yazmak, ok ve yay üzerine süsleme motifleri işlemekle geçirmiştir. Sultan III. Mustafa’nın ölümü üzerine, 49 yaşında, 21 Ocak 1774’de Osmanlı tahtına çıkmış, padişahlığı on beş yıl, iki ay ve on yedi gün sürmüştür.

Çeşitli kadınlardan yedisi erkek, on ikisi kız on dokuz çocuğu olmuştur. Sultan I. Abdülhamit o yaşına kadar kadından, aşktan mahrum yaşamıştır. Saray hekimleri onun için adını “İhtiyarın Gençliğe Dönüşü” isimli 8760 maddelik tavsiyename içerikli bir kitap yazmıştır. Tek nüsha olan bu yazma eser üç bölümden ibarettir ve Çarşamba’da Murat Molla Kütüphanesinde bulunmaktadır. Birinci bölüm basın kanununca neşri müstehcen antika bir takvimdir; yılın 365 gününün her saatinde şevketlü hünkâra azami lezzetin nasıl tadılacağını tarif edilmiştir. İkinci faslı bir erkeğin kudretini muhafaza yolunda alacağı tedbirleri, üçüncü faslı da kudret ve kuvvet ilaçlarını kapsamaktadır.

Padişahın yaşamına Nakşidil Valide Sultan,  Ayşe Sineperver Kadın, Binnaz Kadın Hümaşah Nevres Kadın ve Şepisefa Kadının girdiği bilinmektedir. Ancak padişahın bu sultanlara aşkla bağlandığını söylemek ne kadar doğrudur; bilinmez. 

Topkapı Sarayı Müzesi arşivinde kendi el yazısı ile cariyesine  yazdığı birkaç aşk mektubu bulunmaktadır. Bu mektuplar bir bakıma Ruhşah Hatice Kadına yapılmış hem davet hem de başlı başına bir aşkın feryadıdır.  Bu mektuplardan öğrenildiğine göre; ömrünün sonlarına doğru Ruhşah Hatice isimli bir Başkadına âşık olmuş ve aşkına karşılık görmeyişi onu çok üzmüştür. Anlaşılan Ruhsar’ın hırçınlıklarıyla hünkârı karşılıksız aşkın bunalımına sokmuştur.

Bu mektuplardan birinde ona olan çılgınca aşkını bakın nasıl dile getirmiş:

 “Ruhşah’ım, Hamid’in sana kurban ola. Cenab-ı Hallâk-ı Âlem cai mahlûkatın hâlikidir; bir kusur ile azap eylemez. Efendim, sana bendolmuş bir kulunum, ister darp eyle, ister öldür, sana teslimim. Bu gece gel niyazımdır. Billâhi sebeb-i illetim ve belki mevtim olursun Ayağın altına yüzüm gözüm sürerek reca ederim. Kendimi zaptedemiyorum billâhilâzim.

Cânım, efendim yoluna kurban olsun. Hak Teâlâ’nın birliği hakkı için, kademin türabına yüz sürerim…”

 Sultan I. Abdülhamit bu mektubunda kendisinden önceki padişahların canı çektiği cariyeyi yatağına attığı düşünülecek olursa, padişahın duygusallığı kadar ince ruhlu olduğunu da göstermektedir. Buna rağmen bazı kadınların da padişah dahi olsa onlara naz yapabildiklerini, kendilerine âşık olana eza cefa çektirdiklerinin de örneğidir.

Topkapı Sarayındaki padişahın aşk mektupları arasında şu cümleler de yer almıştır:

“… Bu gece de gelmezsen bilirim ki, bana muhabbetin yoktur. Benim bu hâlime düşmanım bile rahmeder. Akşam ve sabah gelüb bir lâhza oturmak iş değildir. Kulun ayağına gider, yüzünü sürerdi, istemezsin diye gitmedim. Ölürsem sen ne olursun diye düşünüyorum. Sende böyle edince ölüm bana hayır geliyor.”

Mektuplarda sürekli :  ‘Senden şefkat beklerken sen ziyaretime gelmiyorsun. Sen bana merhamet etmezsen kim etsin?’ demiştir.  

Abdülhamit‘in cariyeye, Ruhşah’ına “Hamid’in sana kurban olsun” diye seslenirmiş.

“Efendim sana bağlanmış bir köleyim. İster döv, istersen öldür. Bu gece gelmen arzumdur. Aksi halde vallahi hastalanmama ve belki de ölümüme sebep olursun. Ayağın altına yüzümü, gözümü sürerek rica ederim. Allah için kendimi durduramıyorum.”

“Fesuphanallah, yalnızca senden şefkat beklerken ziyaretine gelmiyorsun. Yüce Allah’a yemin olsun, benim acılarıma ancak sen son verebilir, ateşimi ancak sen söndürebilirsin. Sen bana merhamet etmezsen kim etsin? Vallahi her gece uykusuzum. Sabahlara kadar ayaktayım. Böyle perişan beklerken senin gelmeyişine Allah razı olmaz. Düşmanlarım şu halimi görse onlar bile üzülür. Böyle yapacaksan vallahi ölüm bana daha hayırlıdır.”

“Abdülhamit, Ruhşah’ına kul kurban olsun. Bir kusur ile beni unutma. Benim vücudum türâb olunca, ben senden geçer isem Allah lâyıkımı versün, Efendim. Benim vücudum toprak oluncaya kadar senden vazgeçersem, Allah bana layık olduğumu versin. Gideyim diyorum, belki götür buyurursun deyü götürmüyor. Sen benim, ben senin. İnşâallâhu Te’âlâ ömrüm oldukça cem’ oluruz (bir arada oluruz).”

“Efendim; gideyim, belki beni götür diye buyurursun diyorum, ama sen bana götür demiyorsun. İnşallah-u Teala ömrümüz oldukça birbirimizin oluruz. Canım efendim ben narin ayağına yüzümü sürerek senden rica ediyorum.”

Günümüzün kadınları haklarını koruyor. Anlaşılan yüzyıllar öncesinde de hakkını koruyan kadınlar varmış.

 

Bu yazı 1128 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum