finans haberleri

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

NİYET!

Kime Niyet Kime Kısmet diye bir deyimimiz var. Araştırdım, “Birinin yararlanması için hazırlanan bir şeyin o kimseye değil de hiç akla gelmeyen bir başka kimseye kısmet olması durumunda söylenir.” demekmiş.

Peki niye böyle birşey söyledim. Buna kötü niyetim sebep oldu. Malum hemen herkesin elinde, cebinde, masasında bir “Cep telefonu” var. Cep telefonlarında da “Sosyal Medya” diye bir oluşum bulunuyor. Orada tam “Kör görmez yakıştırır” örneği bir başlık okudum. “Saray’a Kötü Haber!” diye. “Hah” dedim kendi kendime, “Reyis zor duruma düştü nihayet!” Ama “yanlış haber Bağdat’tan dönermiş!” Haber “Saray” değil “Galatasaray” ile ilgiliymiş. Yani kötü niyetimiz bizi kötü yanıltmış. Ehh bu ders de bize yeter!

Yaratanın sopası yok ki kafamıza vursun! insanı böyle kendine getiriveriyor işte.

*****

Sosyal Medya deyince hemen başka bir yere atlıyor insan beyni!

Malum sıkıntılı günler geçiriyor ülkemiz bu günlerde. Yurdumuzun neresine dokunsak bir ah işitiyoruz.

Örneğin KPSS iptal edilmiş. Neden mi? Sorular çalınmış da ondan. (Bir kez de YÖK Başkanı tarafından yandaşlara servis edilmişti. )

KPSS Soruları çalınınca gözler Ö.S.Y.M.’nin yaptığı o diğer sınavlara, yani YKS, ALES ve TUS’a çevrilmiş. Umarım bir şey çıkmaz.

Ancak, Ö.S.Y.M. başkanlığına yapılan bir atama, tarikatların bu yapıyı da ele geçirdiklerine işaret ediyor. Ö.S.Y.M. Başkanlığına Bayram Ali Ersoy getirilmiş. Ne var bunda demeyin. Bu kardeşimizin 23 Haziran’da attığı bir ileti herşeyi anlatıyor.

Ne diyor zat-ı muhterem bu iletide?:

“Allah cc yoluna, islam yoluna, Ehli Sünnet yoluna adanmış koca bir ömür. Şahidiz yarabbi, Şahidiz Yarabbi, Vazifesini Hakkıyla yaparak bu dünyadan göçtü Mahmut Ustaosmanoğlu Efendi Hazretleri. Rabbim sana rahmet eylesin.

Habibine komşu eylesin. Gül yüzlü efendim.”

 

Bu arada “Bay KeMal” de atakta!

“Liyakat” da “Ahlak” da yok diyor!

Kılıçdaroğlu, KPSS’deki şaibeyle ilgili; “Çürümenin olduğunu biliyorum. Sözlü’de hakları yenenler vardı. Sınavlarda da hakları yenenleri gördük. Liyakat yok. Hepsini düzelteceğiz. Adalet bu ülkeye ya gelecek, ya gelecek” demiş.

Biz de “hadi bakalım kolay gelsin CeHaPe!” diyoruz.

*****

Öte yandan ortalıkta “Eczacılar” ile ilgili kötü haberler dolaşıyor.

Eczacıların ilaç fiyatları kararnamesinde yapılan düzenlemeleri yetersiz buldukları için yurt çapında iş bırakacakları söyleniyor. İstanbu Eczacılar Odası Başkanı Pınar Özcan, “Meslektaşlarımız, mesleklerini bırakıyor. İki eczçaneden birisi kapama tehlikesi ile karşı karşıya!” dedi…Tek kötü haber bu da değil!

Dolar’ın yükselmesini durdurmak için icad edilen uygulamanın fiyasko ile sonuçlandığı, Dolar’ın 18 lira sınırına dayandığı belirtiliyor.

Herşeyi düşünüyoruz da “Ekonomistim” diyen Şahsım Hükümeti’nin yaptıklarını nasıl düzelteceğimizi bir türlü düşünemiyoruz.

Onun da zamanı gelecek diyoruz.

Başka kötü haberler de var tabii ki:

 

- Hekimlerden sonra Avukatların da Türkiye’yi terketmeye başladıkları belirtiliyor.

- Boğazici Üniversitesi’ni bölmek için hükümetin okulun yapısıyla oynadığı söyleniyor.

- İzmir Aliağa’da sökülmesi planlanan ve içinde 600 ton Asbest bulunan savaş gemisi de yolda! Bakalım yapılan protestolar işe yarayacak mı? Pek umudum yok! Çünkü İngiltere’nin naylon çöplerinin Adana’ya getirilmesi hålå sürüyor.

*****

Biliyorum içiniz karardı. Aydınlatmak için şimdi bir alıntı paylaşacağım.

Bugüne kadar Rakı üzerine okuduğum en güzel yazıyı aşağıya alıyorum...

 

Puslu bir İstanbul akşamı

 

 “Puslu bir İstanbul akşamında, güneşi boğazda batırmaya ant içmiş yakamozların dansını izleyip kadehler tokuşturulurken yan masada memleket kurtarılıyorken avucumun içindeki buz gibi bardağa baktım da; 

‘Ne menem bir şeysin sen’ dedim. 

‘Bir içecek, sarıldığı gazete kağıdına da, sakız kokulu beyaz keten örtüsü yayılmış masaya da, ete, ciğere, mezeye de maviye de bu kadar mı yakışır. 

Neşeye de efkara da yoldaştır. 

Ondan mı ki, geceye inat bembeyazdır’.

Bira gibi ayağa, çoluk çocuğa düşmemiştir, belli bir yaşanmışlığı, anıları, en basitinden hazırlanmış bir masası vardır rakının. 

Viski gibi boğazı yakmaz, süzülerek akar gider. Rakının silueti sevgilidir, kokusu yar, tadı can. 

Ne zaman bir efkar bassa içi, ne zaman çıkamasak işin içinden, 

kafada deli sorular, bassa afakanlar, bir koşu meyhaneye gidilir.

Oysa rakı, cevabı bulmak için değil, soruyu unutmak için içilir…

Lübnan’ın Arak’ı, Yunan’ın Uzo’su, İtalyan’ın Sambuca’sı, 

gaflet ve delalete düşüp alternatif olmaya çalışsalar da rakıya, hüzünlerini sulandırmadan sek içmeye çalışmış bir milletin evlatları buna izin vermemiş, korumuşlardır bu anason kokulu cesaret hapının sıvılaştırılmış halini. 

Milli içkimiz olur kendileri;

Son nefes verilene, son aşık ölene, son ümit tükenene kadar eğdirmeyiz başını öne.

Düşündüm de rakı, dünyada çift bardakla içilen tek içki;

Ruhla beden gibi, iki sevgili, gece ve gündüz gibi.

Yan yana durup birbirinin derdini dinlermişçesine, bir dudakta birleşip sevişircesine…

Rakı olmasaydı hayat olurdu yine belki ama şarkılar yetim, besteler öksüz kalırdı;

Bir ihtimal daha olmazdı; 

Senede bir gün bile. 

Dalgalansak da durulsak da, yine bütün meyhanelerini dolaşırdık İstanbul’un ama o tatlı huzuru bulamazdık Kalamış’ta mesela. 

Bir bekleyenimiz olmazdı ada sahillerinde, deniz ve mehtap sormazdı; Neredesin diye.

Ve Elbet bir gün kavuşacağız desek de kavuşmak hayal olurdu, 

dönülmez akşamın ufkunda…

 

Derdi, gamı, tasayı unutturup anda dondurabilme özelliği de vardır bu rakının. 

Hatta işin ucunu umuda bağlayıp gökyüzüne salıverdirir alimallah. 

Ben bizzat yaşadım da oradan biliyorum. 

Geçenlerde bir rakı muhabbetinin ilerleyen saatlerinde;

 ‘O iş imkansız’ lafı çıkmış ağzımdan.

 ‘Bak imkansızın içinde bile imkan var’ dediler; ‘Etme!’

 Ne diyeyim;Adam rakıyı icat etmiş, hala psikologa giden var; 

‘Gitme!’ 

Yaaa şöyle günahtır, böyle haramdır, acıdır, ağırdır muhabbetinden çıkıp keyifli bir masanın etrafında toplanıp rakıdan dem vurunca 

başka bir alemin içinde buluyor insan kendini. 

Çokça komik, bolca eğlenceli, esprili. 

‘Üç rakı kapağı getirene pilot belgesi bedava’ yazan bir kapıdan girip; 

‘Garson, kapı getir, dışarı çıkıcam’a giden bir yolda sallanmadan yürüyebilirsen şanslısın. 

Unutma; Şarap yaşayanlar için, rakı ise hikayesi yarım kalanlar içindir. Böyle zamanlarda, bir ‘büyüğe’ danışmak iyi gelir.

Rakı içmek de adap gerektirir;

Bir kiminle içtiğine dikkat edeceksin bir de kimin için içtiğine. 

Şarkı da önemli bak, Zeki Müren iyi gider mesela yanında. 

Derdini en iyi nağmeler anlar. Çünkü rakı yanındakiyle içilse de 

kadeh aklındakine kalkar!  

Rakı seven adam kalitelidir. Beyaz peynir tercih eder, kaşarla işi olmaz. 

Bir erkek için en büyük keyiflerden biridir dostla, ahbapla erkek erkeğe içmek tamam da sevdiği kadınla rakı içmek bir başkadır. 

Güzeldir kadın, içtikçe güzelleşir. 

Ondan derler ki; "Çirkin kadın yoktur, az rakı vardır". 

Kadının içindeki beyazdır rakı, buğudur, dumandır.

Ütüsüz kadınlardır rakı sevenler. 

Oysa şarap sevenler, ütülüdür. 

Çantaları, ayakkabıları, kemerleri aynı renktir. 

Şöyle bir bakınca tastamamdırlar. 

Oysa rakı sevenlerin üstleri başları değil belki ama dertleri, kederleri tastamamdır. 

Bardağa atılmış üç-beş buz söndürmez yangınlarını. 

Alayına isyan etmez  bu kadınlar. 

Aksine kadehlerini, alayının şerefine kaldırırlar.

Sen hiç ömründe bütün aşkını gözlerine yükleyip o gözlerle ruhuna dokunan bir kadınla rakı içtin mi?

İçmedinse, rakı içen bir kadından daha güzel olan tek şeyin, o kadının seni sevmesi olduğunu bilemezsin!

Aynen dediğin gibi Aydın Boysan;

Rakı sofrasına meze olmuş yürek yangınlarının kibritle oynayıp kaçan faili de, büyük kahkahaların ardındaki nemli gözlerin sahibi de bir kadındır.

Unutma; Rakı sofrasında kadın yoksa, uğruna sofra kurulmuş bir kadın vardır...

Vakti kerahattir...  

 

Bugünlük de bu kadar!

Hoşçakalınız! Sağlıcakla Kalınız!

Datça Havadis’siz kalmayınız!

Bu yazı 826 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum