içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

SİYASET İLİŞKİ DEĞİL İDEOLOJİDİR

Öyle bir dönem ki, artık bütün bildiklerimi sorgular oldum. Şimdiye kadar öğrendiklerim, bildiklerim mi doğru, yoksa yaşananlar mı, diye.

    İsterseniz insandan, kendimizden başlayayım söze. 

    İnsanların, diğer insanlar ile ilişkilerini göz önüne alalım.

    Bunun temelinde ne vardır?

    Aile terbiyesi, yine aileden, okuldan ve çevreden alınan eğitim. Dahası, ilkeler, etik değerler, kültür hepsi birleşir ve bir kişi yaratır.

    Bu kişi de birey olur.  Aynı değerleri taşıyan, benzer çevre ve süreçler içinde yaşayan kişiler ise toplulukları oluşturur.

   Topluluklar ise toplumu, toplumlar ise bir millet yaratmaya kadar gider.

   Demek ki sadece insan öznesini bile ele alsak, bir çok temel değer üzerine oturmuş bir durum ortaya çıkar.   

    İşte, toplumda sık sık kullanılan SOYLU, SOYSUZ kavramı da buradan gelir. 

   Unutmayın, kültür bir toplumunun yıllar içinde oluşturduğu, yarattığı bir değerdir.  Bozkurt Güvenç Hocam'ın Sosyal Antropoloji dersinde sorduğu o soru ve kendisinin verdiği o yanıt aklıma gelir.

    "Az kültürlü, çok kültürlü, kültürsüz vb tanımlı olunur mu?"

    Yanıt, hiç birisi olunmaz, çünkü her toplum kendi kültürünü oluşturur;  bu da iyi, kötü, güzel, çirkin değildir. Ne işe, o'dur.

    Demek ki, insanın olduğu her öğe, bir süreç ve özen gerektiriyor.

    Peki, ülke yönetim biçimlerinden birisi olan DEMOKRASİDE, ne tür gereklilikler vardır?

     Demokrasi, neye gereksinim duyar sizce? Yanıt son derece yalındır, DEMOKRAT İNSANLARA.

    Görüleceği üzere, yaratılan her değer bir altyapı gerektiriyor. Bir değerin üzerine oturuyor.

    Peki ülke yönetimi için gerekli olan, siyaset, politika neyin üzerine oturur?

  Olması gereken İDEOLOJİDİR. 

   Hani toplumda bir söz vardır. "Zurnanın, zırt dediği yer" diye, işte ülke yönetimi için gerekli olan şey de budur, ideoloji, ilke.

    Elbette ki, yönetim süreçleri bir çok farklı şeylere de gereksinim duyar. Eyvallah. 

    Bunlardan birisi de "İlişki"dir. 

    Geçenlerde yaşamını yitiren, Kapitalist Dünyanın duayeni, akıl hocası Henry Kissinger'in 1982'lerde söylediği bir söz vardır:

    "Biz, yalnız ülkelerin iktidarlarını değil, muhalefetini de DİZAYN EDERİZ"!.. dediği.

    Ülke tarihinin en şanssız dönemi, hatta Demokrasimizin, Demokrat insan ve toplumun köküne "kibrit suyunun" döküldüğü dönem olan "12 Eylül" sürecinin yıkıcı ve olumsuz sonuçlarını yaşıyoruz bu günler.

    Nasıl mı?

    Siyasetin, niteliksizlikle zirve yaptığı günler, bu günler.

    İlkeler, ideolojiler, yönetsel süreçler dibe vurmuş durumda.

    Ha, ülkede siyaset yapan bütün parti, kurum ve kuruluşların hepsi mi, derseniz; buna "evet" demek pek mümkün değil.

    Çünkü, muhalefetin özellikle sol kanadı ile iktidar, süreçlerini ideolojileri doğrultusunda yapmaktadır. 

    Sol muhalefet emek, özgürlük, demokrasi, eşitlik gibi sınıfsal yaklaşımlı bir siyaset yürütürken;

     İktidar ise, "ılımlı İslam" ideoloji üzerinden yönetim süreçlerini yönetmektedirler.

    Yani, iktidarın ılımlı İslam diye bir ideolojisi vardır ve bunu adım adım uygulamaktadır. 

     Milliyetiçi ortağı ise, söylemde milliyetçi, uygulamada ise Ümmetçi olmuştur.

     Ana Muhalefet ise, kurucu değer ve ilkelerinden gün geçtikçe uzaklaşırken, ilkesizligin ve ideolojisizliğin zirvesini zorlamaktadır.

    Çelişkilerin zirveye ulaştığı 2019 yerel yönetim süreçleri, muhalefet bloğunun lehine işlemiş ve büyükşehirlerin çoğunun başkanlıkları kazanılmıştır.

    Belediye Meclis Üyelerinde ise Cumhur İttifakının üyelerine muhtaç kalınmıştır. 

    Bir seçim dönemi bitmek üzeredir ama sadece bazı cemaat ve tarikat kayırmacılığına son verilse de, özellikle Ana Muhalefet seçmen tabanı yönetimlerden uzak tutulmuştur.

    Bu ise, yönetim süreçlerinde ilkesizliğe sebep olmuştur. O yüzden başkanların kişisel reklamları ve gelecek siyaset beklentilerinin ötesine geçirmemiştir. 

    Özellikle İlk baştaki bir kaç büyükşehir başkanının ekonomik, sosyal ve kişisel ayrıcalıkları, Ana Muhalefet ve destek veren partilerin yönetimlerini de belirler hale gelmiştir.

     Bu kez gelinen yerel yönetim seçimleri, beklentilerin ötesinde sonuçlar doğuracaktır. 

   İlkelerinden ve ideolojisinden uzaklaşmış Ana Muhalefet partisi yönetimi ve seçmeni, kendisi ile birlikte ülkeyi de karanlık bir çukura yuvarlağının farkında değildir. 

    Ahbab çavuş ilişkileri dışında ki seçmen tabanı bu kez, "laiklik elden gidiyor" gazına gelmeyecek gibi. Koskocaman bir yönetim dönemi geçti, başkanların kişisel reklamlarından ve yakın çevrelerinin muhteremleşmesi dışında akılda kalan ne var ki, diyen az değil.

     Hele hele Ana Muhalefet seçmeninin, bedel ödeyerek seçtiği başkanlara, esamesi okunmayan parti ve bazı ilişkiler aracılığı ile ulaşma kızgınlıkları ise sönmüş değildir.

     Ana Muhalefet partisi tarafından elinden tutularak sahneye çıkartılan bir Parti'nin, "iyi"  bir ana muhalefet partisi olacağım diyen çabalarına ise, iktidar partisi ve Reis, ne kadar teşekkür etse az olduğu, seçimlerden sonra görülecektir.

     Sonuç olarak, "Ağaca dayanma devrilir, insana güvenme ölür", özlü sözünü Türkiye Sol, Demokrat siyasileri ve seçmeni yaşayarak göreceklerdir. 

    Hakim çevrelerin beyinlere işledikleri "ideolojiler öldü" söyleminin yanlışlığı, ilişkinin değil, ideolojinin önemi bir kez daha acı bir tecrübe olarak yaşanarak öğrenilecek tirrrr!..

 

Bu yazı 1200 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum