finans haberleri

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

ATATÜRK DÖNEMİNDE EKONOMİK KRİZ NEDEN YOKTU?

Araştırma/İnceleme:Orhan keskinsoy

*Atatürk dönemi ekonomisi halka dönüktü.

*Dönemin ekonomisi üretime dayanıyordu.

*Sanayisi gelişmemişti ama. Tarıma dayalı bir kalkınma öngörülmüştü…

Atatürk’ün ekonomi konusundaki düşünce ve eylemleri, yalnız Türkiye’nin o günkü koşullarıyla sınırlı olmasının çok ötesindedir. Zaten öyle olsaydı, bilinen başarısını elde edemezdi. Bu iş için,hem kapitalizmin aç gözlü sömürücü yanını,hem Marksist bakış açısını yadsıyarak,yeni bir orta yol gerekiyordu. Bulundu. Gerçi Atatürk, ekonomi konusunda, hem kendisinin, hem Cumhuriyet’i kuran kadroların ekonomi bilgilerinin yeterli olmadığının bilincindeydi. 1929 büyük dünya ekonomik bunalımını faydaya çevirmesini bilmişlerdir. Çünkü, hala kapitalist sisteme girmemiş bir Cumhuriyet söz konusuydu. Mustafa Kemal, Kapitalizmin bu bunalım döneminde şöyle diyordu:”yalnız serbest rekabetle bir ülkede ekonomik düzen kurulamaz; kurulabileceğini sananlar, kendilerini bir serap karşısında aldatılmaya koyuverenlerdir” Kaldı ki Atatürk bunları söylediğinde, kapitalizm hala liberal ellerdeydi. Şimdiki gibi, aç gözlü, her şeyi piyasaya bırakmış bir kapitalizm söz konusu değildi! O zamanlar da,devletin ekonomiye karışmamasını isteyen görüşler vardı. Tıpkı bizdeki liberaller gibi… Mustafa Kemal, bunları diyenlere şunu soruyordu: ”Devlet, hiçbir ekonomik etkinlikte bulunmadığı takdirde, devlet kurmaktan amaç olan bu temel görevleri,yani güvenliği,adaleti ve dışa karşı savunmayı yerine getirmekte güçlüklerle karşılaşmayacak mıdır? Atatürk, sorunun yanıtını bilmektedir. Gerekçeleri şunlardır:

            “Devletin temel görevlerini gereğince yerine getirebilmesi, sağlığı yerinde, yurttaşlık bilinci gelişkin, çağın bilimi, tekniği ve sanatıyla donanmış yurttaşların varlığına bağlıdır. Bunu ancak devlet sağlayabilir.

            “Devlet, ülkenin güvenlik ve savunması için yollarla, demiryollarıyla, limanlarla, deniz araçlarıyla, her türlü ulaşım araçlarıyla, ulusun genel servetiyle yakından ilgilidir. Ülke yönetimi ve savunmasında bu sayılanlar, toptan, tüfekten, her türlü silahtan daha önemlidir. Özellikle para, her türlü aracın üzerinde bir varlık silahıdır.

            “Ekonomik ve kimi toplumsal işler, bir yandan bireylerin yararları ile ilgilidir. Bunun için bireyciler(siz özelleştirmeciler olarak okuyun) bu işlere devletin karışmasını kişi özgürlüğüne saldırı gibi görürler. Ama bu işler içinde bütün ulusun ortak yararına ilişkin olan noktalar da vardır. Özel yarar, çoğunlukla genel yararla çelişme içinde bulunur. Bir de özel yararlar en sonunda yarışmaya dayanır. Oysa yalnız yarışmayla bir ülkede ekonomik düzen kurulamaz.

            Bu görüşler ve benzerlerini ileriki yazılarımızda, anlatmaya çalışacağız. Başında dediğimiz gibi bir ekonomik krizden geçiyoruz. Bunu atlatmanın yolu nedir diye çözümler aranmakta, Bizim de çorbada tuzumuzun bulunması için, atalarımız ne yapmışlar, nasıl kalkınmışlar, böyle krizleri nasıl atlatmışlar sorularını sorarak çözüm üretmeye katkıda bulunmak istiyoruz.

            Mustafa Kemal ve arkadaşları Ulusal bir ekonomi için şunları yapmışlardır.(Bizimkiler sata sata bitiremiyorlar…)

            -26 Ağustos 1924’de İş Bankası’nın kurularak ulusal kuruluşların kredi gereksiniminin karşılanmasına, tasarruf ve bankacılığın gelişmesine öncülük edilmesi,

            -19 Nisan 1925’te kurulu sanayi işletmelerinin yönetimini almak, yeni sanayi kuruluşları kurup işletmek ve bu amaç doğrultusunda bankacılık hizmetleri görmek üzere Türkiye Sanayi ve Madenler Bankası’nın kurulması; daha sonra sanayi kuruluşlarının işletmesini üstlenmek üzere Devlet Sanayi Ofisi’nin bu kuruluşların bankacılık gereksinimlerini karşılamak üzere de Türkiye Sanayi ve Kredi Bankası’nın kurulması;

            -1925’te Yabancılar elindeki Reji İdaresi’nin satın alınması, barut ve patlayıcı maddeler tekelinin kurulması;

            -1926’da İspirto ve alkollü içkiler tekelinin kurulması;

            -1927’de Devlet Demiryolları ve Limanları Genel İdaresi’nin kurulması ve yabancıların elindeki demiryollarının satın alınması;

            -1924’oe Ziraat Bankası’nın her türlü banka hizmeti yapmaya yetkili kılınması;

            -1926’da,ipotek karşılığı konut kredisi vermek üzere Emlak ve Eytam Bankası’nın kurulması;

            -1925’te Ticaret ve Sanayi Odalarının yasal nitelik kazanmaları;

            -1929’da Gümrük Tarife Kanunu’nun yürürlüğe konması ve böylece ülke sanayini yabancı rekabetine karşı koruma olanağına kavuşulması;

            -1929’da Türkiye’de ilk döviz denetimini getiren Menkul Kıymetler ve Kambiyo Borsaları yasasının çıkarılması;

            -1930 da Türkiye Merkez Bankası Yasasının çıkarılması;

            -1930’da ticarette tağşişin(mal niteliğini düşürmenin) yasaklanması ve İhracatın Denetlenip Korunması için Yasanın çıkarılması;

            -1925’de Aşar Vergisinin kaldırılması(Bunun üzerine köylünün vergi yükü %33 den,%10’a düşürülmüştür.

-1931 de Yüksek İktisat Meclisi kuruldu

-1931-32 yıllarında hazırlanan ve Mayıs 1934’te uygulamaya konulan I.Beş Yıllık Sanayi Planı hayata geçirilmiştir. Bu plan doğrultusunda:

*Pamuk, kendir ve yünlü dokuma sanayi

*Demir, kömür, bakır, kükürt gibi maden sanayi,

*Selüloz, kağıt, karton, sun’i ipek sanayi,

*Şeşe. cam, porselen gibi seramik sanayi

*Süperfosfat, sudoksit, Klor gibi kimya sanayi dallarında on altı fabrika kuruldu. Böylece toplam ithalatın %50’si yurt içinden sağlanma olanağı yaratıldı.

            -1933’te Sümerbank kuruldu. (I.Beş yıllık Sanayi Planının 44 milyon liralık finansmanının 41.6 milyonunu karşılayan Sümerbank, Türk sanayileşme atılımının motoru olmuştur denilebilir.

            -1935’de de Etibank kuruldu. Yer altı kaynaklarını işletmek ve elektrik işlerini yürütmek için. Devamında Maden Tetkik ve Araştırma Kurumu kuruldu.

            -Bunlara ek olarak 1936’da Türkiye Emlak Kredi Bankası, 1937’de Denizbank, 1938’de Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumu gibi önemli ekonomik örgütler kurulmuştur.

            Diyeceksiniz ki, peki sonra ne olmuş?

            -Osmanlı’nın buğday ve patatesi bile ithal etmek zorunda kaldığı bir dönem sonu anlatılanlar (Patates ithalatı ilk değilmiş demek ki!)

            -1927-1939 tarihleri arasındaki bu ekonomik kalkınma döneminde %0 enflasyonla ulusal gelir yılda ortalama %4 arttırılabilmiştir.

           

Bu yazı 580 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum